Seçim Sitesi

Seçim Haberleri, Seçim Anketi

TKP Türkiye Komünist Partisi

 

 

Genel Başkan: Aydemir Güler

TKP açıklama:

Sunuş

Bu ülkede yağmacıların, yalancıların, yobazların ve faşistlerin partileri var. Bu ülkede, seçim dönemlerinde emekçiden yana görünen, ama sonra emekçi düşmanlığı yapan sürüyle parti var. Ve komünistlerin “yasaklı” olduğu uzunca bir dönem boyunca, bu partiler durumu “idare etmeyi” başardılar…

Ama artık bir dönem kapanıyor. Artık, insanca ve onurlu bir yaşam isteyen işçiler, emekçiler, öğrenciler, aydınlar ve her gelenekten komünist, bu ülkenin komünist partisinin saflarında birleşiyor. Türkiye’nin milyonlara seslenen komünist partisi, umutsuzluk ve çaresizlik dönemini kapatıyor.

Artık bu ülkede, “ben ne yapabilirim ki?” ya da “biz ne yapabiliriz ki?” soruları geçersizleşmiştir. Biz, bu ülkeyi değiştireceğiz! Biz, bu dünyayı değiştireceğiz!

İnsanca ve onurlu bir yaşam istediğini söyleyenler, bu söylediklerinin gereğini yarın değil, öbür gün hiç değil, bugün yerine getirmek zorunda!

Çünkü, vakit kaybetmeye tahammülümüz yok. Çünkü, biz geciktikçe, bu memleketi daha bir yaşanmaz hale sokuyor ve onurumuzu ayaklar altına alıyorlar.

Geçmişinden utanmak istemeyenlerin yeri, Türkiye’nin komünist partisidir.

TKP Ne İstiyor?
Türkiye Komünist Partisi’nin ne istediğini iki sözcükle özetlemek gerekirse, bunlar eşitlik ve özgürlük olacaktır. Önce bu ülkedeki herkesin, sonra da dünya üzerindeki bütün insanların eşitlik içinde ve özgürce yaşamasını istiyoruz.

Beş parmağın beşinin bir olmadığını biliyoruz. Ama aynı değiller diye, beş parmağımızdan birini özenle korurken diğerlerini kaynar suya daldırmak aklımızdan geçmiyor!

Herkesin eşitlik içinde ve özgürce yaşadığı düzenin adı da sosyalizmdir.

Neden Kamulaştırma Yanlısıyız?
Bugün, dünya üzerinde, tüm insanların sağlıklı bir şekilde beslenmesine yetecek kadar yiyecek maddesi üretiliyor. Yani aslında, ortada bir besin kıtlığı yok. Ama küçük bir azınlık patlayacak kadar tıkınırken, her yıl milyonlarca ton buğday, mısır, domates, süt, et vb. tarlalarda ya da depolarda çürüyor. Yoksulluk ve sefalete itilmiş milyarlarca insanın elinde bunları almaya yetecek kadar para olmadığı için!

İnsanların büyük çoğunluğu “geçim sıkıntısı” çekiyor. Neden? Tembel ya da akılsız oldukları için mi? Elbette hayır! Ama çalışmak ve üretmek için gerekli araçlardan yoksunlar. Fabrikalar, makinalar, hammaddeler ve teknoloji, sermaye sahiplerinin elinde. Ve sermaye sahipleri yüzyıllardır yan gelip yatıyor! Onlar, hiç çalışmadan servetlerine servet katıyor. Buna karşın, ömür boyu onların fabrikalarında, bankalarında, marketlerinde çalışanlar, ay sonunu nasıl getireceklerinin hesabını yapmaya devam ediyor. İşten attıkları ya da hiç iş vermedikleri insanlarsa, yoksulluk içinde kıvranıyor. Bize bunun bir “kader” olduğunu söylüyorlar. Yani, düpedüz ve açıkça, yalan söylüyorlar. Kendi ülkemize bakalım.

Türkiye’nin kaynaklarının yetersiz olduğunu iddia ediyorlar.

Oysa bu ülkenin kaynakları, yalnızca Koçlar’ı, Sabancılar’ı, Karamehmetler’i ya da Uzanlar’ı dünyanın en zenginleri arasına sokmaya değil, aynı zamanda emperyalistlere her yıl milyarlarca dolar aktarmaya yetiyor! Kriz bahanesiyle yüzbinlerce emekçiyi sokağa attıktan ve milyonlarca emekçiyi yoksullaştırdıkları dönemlerde bile, bu ülkenin zenginleri daha da zenginleşiyor. Üstelik, ülkemizin kaynaklarının çok verimsiz bir şekilde değerlendirilmesine, çoğunun doğru dürüst işletilmemesine rağmen! Tek bir örnek verelim: Türkiye, bütün enerji ihtiyacını karşılayabilecek linyit ve taşkömürü rezervlerine sahip olmasına rağmen, enerji ithalatına her yıl milyarlarca dolar para ödüyor.

Bu ülkenin kaynakları, bu ülkedeki herkesin insanca bir yasam sürmesine yeter de artar. Yeter ki, küçük bir azınlığın elinden alınsınlar ve toplumsal çıkarlar doğrultusunda kullanılabilsinler. Yeter ki, patronların elindeki madenler, fabrikalar ve bankalar kamulaştırılsın. Biz, bu ülkenin kaynaklarını kullanarak ve merkezi planlama yoluyla, bir sanayileşme ve kalkınma hamlesi gerçekleştireceğiz. İşte o zaman, insanlar arasındaki sınıf ayrımlarını ortadan kaldırmak mümkün olacak. İşte o zaman, insanlar arasındaki doğal farklılıklar, eşitsizliklere yol açmak yerine, hep birlikte daha hızlı bir şekilde ilerlememize hizmet edecek. Parmaklanınız da, teker teker yapabildiklerinden çok daha fazlasını birlikte yapmıyor mu?

Ve bu ülkenin insanları, her tür sömürüden ve baskıdan ancak o zaman özgürleşebilecek. İşte bu, sosyalizmdir!

ABD’ye ve AB’ye Neden Karşıyız?
Bu ülkenin ABD’ye ve AB’ye muhtaç olduğunu iddia ediyorlar. ABD’yle ve AB’yle iyi geçin-mezsek, başımıza bin türlü bela geleceğini iddia ediyorlar.

Tam tersi doğru! Bu ülke ABD’ye ve AB’ye bağımlı kaldıkça, başımızdan bela eksik olmuyor.

Emperyalist ülkelerin Türkiye’ye bakışı sop derece net: Bizi ucuz emek gücü ve ucuz asker kaynağı olarak görüyorlar. Yok pahasına satılan kamu işletmelerimizle ilgileniyorlar. Kendi aralarında ortaklık kurarak, Türkiye’yi bir açık pazar haline getiriyorlar. “Yardım” adı altında verdikleri borçlardan çok daha fazlasını faiz olarak geri alıyorlar. Eğer başkalarına muhtaç olan birileri varsa, bunlar, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu çok sayıda ülkeyi sömüren emperyalist ülkelerdir. Emperyalist ülkeler, bugünkü zenginliklerini, biraz da bize borçlular. Pekiyi, bunun karşılığında bize ne sağlıyorlar? Birincisi, gençlerimize savaş meydanlarında ölme ve öldürme olanağı sağlıyorlar! Bu ülkenin gençleri, Kore’de, amacını bile bilmedikleri bir savaşta, ABD askerlerine kalkan yapılmıştı. Bu ülkenin gençleri, bugün Afganistan’da hedef tahtasına konmuş durumda. ABD, Irak’a savaş açma planları yaparken, bu ülkenin gençlerini cepheye sürebileceğinden emin.

İkincisi, İsrail devletiyle birlikte emperyalistlere maşa olduğumuz için, tüm bölge halklarının düşmanlığını kazanıyoruz.

Üçüncüsü, emperyalist yağma arttıkça sanayisizleşiyoruz. Tarımımız çökertiliyor. Bu sayede de işsiz ve yoksul insanlarımızın sayısı artıyor. Dördüncüsü, onurumuz ayaklar altına alınıyor. Başımıza Derwish gibi sömürge valileri atanıyor. Ekonomimiz hakkındaki bütün kararların altında IMF’nin mührü bulunuyor. Bu ülkenin yöneticileri, üçüncü sınıf bir üyelik için, Avrupalı emperyalistlere yalakalık ediyor.

Beşincisi, emperyalist silah tekellerine her yıl milyarlarca dolar aktardığımız yetmiyormuş gibi, ülkemiz ABD’nin nükleer silah deposu olarak kullanılıyor.

“İnsanca ve onurlu yaşamak için ve bu düzeni sevmediğim için TKP’li oldum.”

Tüm bunlar neden yapılıyor? Birincisi, bu ülkenin sermaye sahipleri, emperyalist yağmadan pay aldığı, emperyalist şirketlerin komisyonculuğunu yaparak para kazandığı için.

İkincisi, sermaye sahipleri, emekçilere karşı, yani bize karşı, emperyalistlerin desteğini almak istediği için.

Hiç unutmamamız gereken şey şu: Türkiye, emperyalist ülkelerden “yardım” alan değil, bu ülkelere kaynak aktaran bir ülke. Kriz yılı olan ve halkın büyük çoğunluğunun yoksullaştığı 2001 yılında bile, emperyalistlerden aldığımız borçlardan 10 milyar dolar fazlasını onlara geri ödedik! Emperyalist ülkelerden her yıl 20-30 milyar dolarlık gereksiz ithalat yapıyoruz. Dolayısıyla, her tür bağımlılık ilişkisine son verdiğimizde, bundan yalnızca emperyalistler zararlı çıkacak. Bize ambargo uygulamalarının hiçbir önemi olmayacak. Çünkü bu ülke, kendi kaynaklarıyla kolaylıkla kalkınabilecek bir ülke. Yeter ki, kaynaklarımızı yağmalatmayalım!

Biz iktidara geldiğimizde, bu ülkeyi emperyalizme bağımlı kılan bütün anlaşmaları yırtıp atacağız. NATO’dan, IMF’den ve Dünya Bankası’ndan çıkacağız. İsrail devleti ile imzalanmış olan bütün “stratejik ortaklık” anlaşmalarını feshedeceğiz. Emekçi halkımıza zerre kadar faydası dokunmamış, ama onları yoksullaştırmış olan dış borçları ödemeyeceğimizi ilan edeceğiz. İşte bu, sosyalizmdir!

Gericiliğe Neden Karşıyız?
Emperyalistler ve onların işbirlikçiliğini yapan sermaye sahipleri, yüzyıllardır, insanlara bu dünyadaki eşitsizliklerin bir “kader” olduğunu kabul ettirmek için, yobazları kullanıyor. Bugün ABD’nin düşman ilan ettiği Taliban gericiliği, bizzat ABD tarafından yaratılmış ve iktidara getirilmişti! Gerici hareketlerin Ortadoğu’da ve Asya’da güç kazanması, ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı “yeşil kuşak” oluşturma politikalarının ürünüydü!

Bu ülkede işçiler ve emekçiler ne zaman haksızlıklara karşı harekete geçse, karşılarına yobazlar çıkarılıyor. Emekten yana, eşitlikten yana, özgürlükten yana olan aydınlar, yobazlar tarafından katlediliyor. Tıpkı Sivas’ta olduğu gibi.

Gericiler, “din adına” konuştuklarını iddia ediyor.

Oysa onların gerçek dini, paradan başka bir şey değil.

Erbakan, bu ülkenin en zengin insanları arasında yer alıyor. Çok çalıştığı ve kazandıklarını biriktirdiği için mi? Tayyip, bu ülkenin en zengin insanları arasında yer alıyor. Belediye başkanı olduğu dönemde aldığı maaş sayesinde mi? Yoksa, her geçen gün yenileri açığa çıkan yolsuzlukları sayesinde mi? Fethullahçılar’ın yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın dört bir köşesinde yatırımları var. Bu zenginlik alın teri ve göz nuruyla mı yaratıldı, yoksa halkımızın dinsel inançlarını sömürerek mi?

Patronların önemli bir bölümü dindar geçiniyor. Sanki bir lütufta bulunuyormuş gibi, yalnızca “dinine bağlı” insanları işe alıyorlar. Gerçek dertleri ise bambaşka: İşçilerini tam da bu sayede en düşük ücretlerle, en kötü koşullarda ve her tür sosyal güvenceden yoksun bir şekilde çalıştırıyorlar! Gericiler, “Batı”ya karşı olduklarını iddia ediyor. Gericiler, İsrail’e düşman olduklarını iddia ediyor.