Seçim Sitesi

Seçim Haberleri, Seçim Anketi

ORTAK AKIL NEYİ ARZULUYORSA BİZ ONU YAPACAĞIZ

Nisan 5th, 2007 by goto

Evet sayın Genel Başkan hoş geldiniz, şeref verdiniz. Değerli arkadaşlar sayın Genel Başkan taziye maksadıyla bugün partimizi ziyaret etti. Ben sizlerin huzurunda kendisine ve arkadaşlarına ve bütün parti camiasına nezaketleri dolayısıyla, kadirşinaslıkları dolayısıyla şükranlarımı ifade ediyorum. Kendilerine teşekkür ediyorum, hoş geldiniz diyorum ve sözü sayın Genel Başkana bırakıyorum.

 

Muhsin Yazıcıoğlu: Elim bir kaza sonucu hayatını kaybeden Prof.Dr. Ömer Abuşoğlu kardeşimize ve değerli torununa Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesine, Anavatan Partisi camiasına, tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum. Ömer Bey’i çok yıllar öncesinden bizzat tanıyorum. Kendisiyle zaman zaman görüşmelerimizde olmuştur. Çok öncesinden yani milletvekili olmadan çok öncesinden tanıyorum. Bilgisiyle, zarafetiyle, milli duruşuyla Türk milletinin değerlerine hayatında vermiş olduğu yeriyle müstesna bir insandı. Gerçekten hem Türk siyaseti hem de camia çok değerli bir insanı kaybetti. Allah rahmet eylesin. İnşallah hayatında hizmet ettiği değerler bundan sonrasında da mutlaka yaşayacak. Ailesine Allah sabır versin. Ama dostları bu boşluğu doldurma çabası içinde olacaklardır. Tabii siyasetçilerin en önemli hususiyetlerinden birisi de bu. Burası Türkiye, Türkiye yollarındayız. Sürekli gezmek zorunda, fazla ziyaret yapmak zorunda. Bir yerden bir yere yetişebilmek için adeta yarış yapılıyor. Bir de yollarda sevenleri var önlerini kesiyorlar, bekletiyorlar, geç kalınıyor. Geç kalınan yere yetişmek için fazla sürat yapılıyor. Onun için de Türkiye’de müfettişler ve sonra da siyasetçiler, bir de gazeteciler tabii Türkiye’de trafik kazalarına maruz kalıyorlar. Ben tekrardan rahmet diliyorum Allah’tan, sizlere başsağlığı diliyorum.

 

Erkan Mumcu: Sayın Genel Başkan çok teşekkür ediyorum. Nezaketiniz için, kadirşinaslığınız içi çok teşekkür ediyorum. Gerçekten de Ömer bey buna değer bir adamdı. Uzun yıllardır tanıdığımız için çok izaha muhtaç görmüyorum ama bir şey doğrusu beni çok üzdü. Ölüm haberini veren ajanslar, ben ajanslar diyorum ama o ajans kendisini bilir. Adını bile doğru yazmayıp “Öldü. ANAP gruptan düştü” biçiminde haber tasarlayıp gönderdiler. Bu kadar değerli bir hayatı, bu kadar değerli bir insanı bir matematik sayıya, bir parlamento aritmetiğinde sadece 1 sayısına denk gelirmiş gibi anılması beni gerçekten kahrediyor. Bunu siz kendisini saydığınız için sizinle paylaşmak istiyorum. Çok üzüldüm. Ömer Bey’i tanıyanlar ne kaybettiğimizi bilirler. Sadece biz değil bence hepimiz bir şey kaybettik. Hepimiz çok önemli bir değer kaybettik. Bu vesile ile sizin gibi dostların kadirşinaslıkları, insan kıymetini bilen yaklaşımları bizim için fevkalade önemli, acımızı soğutuyor. Çok çok teşekkür ediyorum. Mekanı cennet olsun inşallah. Ama çocukluğundan ölümüne kadar hayatını ülkesine, milletine adamış ve karşılığında hiçbir şeyi talep etmemeyi ilke edinmiş bir insana bu yapılmamalıydı, bir sayı düzeyine indirgenmemeliydi. Oradaki nezaketsizliği, oradaki dikkatsizliği insanlar önemsememiş olabilirler hatta kimileri bunu olağanda görebilir ama bu bizi çok yaralamıştır. Doğrusu ölüm haberi kadar da bu acı verici olmuştur. İnşallah unuturuz. Çünkü unutmak da bir nimet. İnşallah Rabbimiz bize unutmak nimetinden nasip eder de unuturuz. Evet arkadaşlar sayın Genel Başkana ya da bana bir sorunuz yoksa biz ikili görüşmeye devam etmek istiyoruz.

 

Soru: ANAVATAN’ın da grup kaybettiği de bir gerçek. Grubu tekrar kurmak için herhangi bir çabanız olacak mı?

 

Erkan Mumcu: Arkadaşlar ben dün de ifade ettim. Çeşitli milletvekili arkadaşlarımızın bize yönelik beyanlarıyla bugün grubu tekrar kurabilecek durumda olduğumuz biliyoruz. Ama bunu yapıp yapmamak konusunda kararımızı arkadaşlarımızla görüştükten sonra alacağız. Fakat şimdi bunu konuşmanın zamanı değil daha acımız çok taze. Şimdi hemen başkaları bize yaptığında bizi inciten şeyi bugün dönüp arkadaşlarıma ben yapamam. Hele biraz daha kendimize gelelim. Ömer Bey’i tanıyanlar ancak beni anlarlar biz gerçekten tarifi zor bir acı yaşıyoruz, katlanması zor bir acı yaşıyoruz. Bizim yol arkadaşımız ama her şey bir tarafa çok özel bir şahsiyeti kaybettik. Hepimiz  üzerinde ruhumuzda derin izler bırakmış bir arkadaşımızı kaybetti ve üzücü bir şekilde kaybettik ne yazık ki. O bakımdan bunu yapabiliriz kişisel olarak benim meyilim yeniden grup oluşturmamak yönündedir. Ama arkadaşlarımızdan bazıları farklı düşüncede olduklarını benim dünkü beyanım üstüne bana ifade ettiler. Ben arkadaşlarımla gerçek ve açık bir istişare yapacağım. Kendi gerekçelerimi onlara anlatacağım, onların gerekçelerini de dinleyeceğim. Sonuç itibariyle ortak akıl neyi arzuluyorsa, neyi emrediyorsa biz onu yapacağız. Biz burada tek kişi yönetimiyle parti yönetmiyoruz. Arkadaşlarımızın rızasına bakacağız, iradesine bakacağız karar vereceğiz. Ama kişisel meyilim grup oluşturmamak yolundadır. Çünkü Anavatan Partisi grup olmanın Türk demokrasisine katacağız her şeyi kattığı halde bunun karşılığında ne yazık ki fayda göreceği yerde zarar görmüştür. Yani hükümete muhalefet demokrasinin bize yüklediği misyondur ama ne yazık ki bu muhalefetten kendisi istifade eden toplum kesimleri dahi muhalefete çok da pozitif bir perspektiften bakmıyor. En iyi örneğini söyleyeyim size. Dubai Kulelerinin Şehy Maktum’ a bir kontratla devredilmesi sürecinde eğer bizim muhalefetimiz olmasaydı Şehy Maktum ve ortaklarına ki o ortakları kimdir,bellidir bir bakın oraya, o ortakların Başbakanla geçmişten bugüne ilişkilerine de bir bakın lütfen- biz muhalefet etmeseydik yetimin malı Şehy Maktum’un malı haline gelecekti. Aradan bir sene geçti her şey gün yüzünde oldu. Aşağı yukarı 11 kat bir değerle yeni bir değer oluştu. Bir Allah’ın kulu demiyor ki “Peki bir sene önce törenle yapılan iş neyin nesiydi?” Benim gördüğüm kadarıyla Türkiye’de sosyal sorumluluğa sahip olması gereken kurumlar sosyal sorumluluk bilincini yitirmiş durumdadırlar. Buna medya da dahildir. Böyle “bir kısım medya vesair” gibi  sınıflandırma filan da yapmayacağım. Herkes gemisini kurtaran kaptan olmanın peşindedir. Bu şartlar altında yine de demokrasiye sadakat yine de demokrasinin Anayasanın bize biçtiği, muhalefet misyonunu yerine getirmek konusunda ısrar etmenin çok kolay olmadığını bir kez daha ifade etmek istiyorum. Yargı kararlarına uymayan bir Maliye Bakanlığı var ama buna duyarlılık gösteren hiçbir toplumsal kesim ya da medya yok. Ben ne yapayım? Burada neyin siyasetini yapacağım? El konulduğu zaman, ceza kesildiği zaman demokrasi ve hukukun kıymetini hatırlayacak. Ama öyle bir şey yok ise işler devam edecek. Onun için Allah herkesin çarşısına göre pazar versin. Biz bildiğimiz yolda, inandığımız yolda yürümeye devam edeceğiz.

 

Soru: Efendim Anavatan Partisinde geçemeye niyetlerini ifade eden milletvekilleri iktidar partisinden mi yoksa CHP’den mi?

 

Erkan Mumcu: Onlar kendileri ifade etmedikçe benim ifade etmem doğru olmaz. Görürüsünüz nasıl olsa, arkadaşlar isterlerse görürsünüz. Çünkü bulundukları illerle ilgili dengeler bakımından da, bu saatten sonra dikkatli olmak zorundayız. İlla demokratik görev yapalım diye partiyi daha da fazla, zahmete sıkıntıya sokmalı mıyız bilmiyorum, tereddüdüm var.

 

Soru: Efendim İnönü Üniversitesi 14 Nisan’da düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı mitingi  için sınavların ertelendiğini belirtti. Siz bir parti genel başkanı olarak söz konusu durumda bu olaya nasıl bakarsınız?

 

Erkan Mumcu: Benim gördüğüm kadarı ile rektör böyle bir şey olmadığını ifade etti. Dolayısı ile “oldu mu olmadı mı?” tartışmasın dan ben bir şey anlamadım. Biz siyası parti olarak buraya katılmayacağımızı ilan ettik. Katılacağımız konusunda bize danışılmadan verilen ilanlara da üzüntümüzü beyan ettik. Ama kimseye “Niye katılıyorsunuz?” diye de kınamam. Sonuçta burası demokratik bir ülke, kimsede ne  katılanları “niye katılıyorsunuz ?“ diye kınamaya, ne de katılmayanları “niye katılmıyorsunuz?” diye kınamaya kalkışmasın. Çünkü bu eylemi görüyorum.  Basın da bu noktada katılanları kınamak teşir etmek ve bir kampa yakıştırmak eğiliminde olan basın yayın organları olduğu gibi tam tersi yönde olan basın yayın organları da görüyorum. Ve soruyorum bunlara “siz kendinizi ne zannediyorsunuz, siz kendinizi kim zannediyorsunuz ki insanları kamplara ayırıyorsunuz, taraflar ilan ediyorsunuz.? Kendiniz de bu meşrutiyeti, kendiniz de bu otoriteyi  nerde buluyorsunuz?” Bu cüretlerinden vazgeçmelidirler. Toplumu kamplara ayıranlar, toplumu kamplara bölenler, bu cüretlerinden vazgeçmelidirler. Bunun bedelini millet acı öder. Ama millet ödediği her bedeli de eninde sonun da ödetir. Bu gün ikbal içinde olanlar, bugün itibar görenler kendilerini her daim orada zannetmesinler. Millet hesabını sorar. Sayın Genel başkana da aynı konularda görüşlerini ifade etmek acısından bir fırsat verelim.

 

 

Muhsin Yazıcıoğlu: Demokratik bir ülkede meydanlar herkese acıktır. Ne iktidarı bölmeye nede iktidar karşıtı kamplarda yer almaya meç bur değiliz. Kendi özgün yapımızla bize ait görüşlerimizi kendi üslubumuzla söylüyoruz. Muhalefetin gereğini de yapıyoruz. Hem de iyi bir şekilde yapıyoruz. Dolayısıyla bir takım kampların içinde kamplaşarak yer almak gibi bir ihtiyaçta duymuyoruz. Tabii sınavların bir mitinge göre ayarlanması doğruysa bu yanlış bir hareket. Yani sınavlar bir mitinge göre ayarlanmaz. Miting organizedir, tertip komitesi bellidir, isteyen gider söyleyeceklerini söylerler. Ancak demokratik sistemi, demokrasinin kurum ve kuralları içerisinde kalarak sürdürmeliyiz. Hiçbir zaman demokrasiyi yozlaştıracak, demokrasi dışı zorlamalarla sonuç alacak yöntemlere başvurulmamalıdır. Ancak kimsede, iktidarı övmeye, iktidarın her yaptığını alkışlamaya mecbur değildir. Yani çıkarlar söylerler. Meydanlar boş. Zaten demokrasiyi başka sistemlerden ayıran en önemli özellik; muhalefetin olmasıdır. Eğer muhalefet yoksa zaten demokrasi yoktur. Yani çoğunluğa sahip olanlar her istediğini yaparlar diye bir şartta yok. Dolayısıyla mitingleri yapanların kendi görüşlerini en rahat bir şekilde ifade etmesi lazım. Ancak askerimizi, üniversitemizi ve camilerimizi bunlara alet etmememiz lazım.

 

Erkan Mumcu: Müsaade ederseniz ben bir ekleme daha yapıyım da; devletin hiçbir gücünü, kudretini, demokratik siyasetin malzemesi yapmamak lazım. Üniversite her ne kadar, yani sınav erteleme konusunu yalanladıysa, bunu memnuniyetle karşılarım ama eğer böyle bir şey olsaydı bu gerçekten çok yakışıksız olurdu. Ne kadar yakışıksız olurdu? Ona dair bir ölçü vereyim; Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Fonunun yardımlarını AKP ilçe teşkilatları eliyle dağıtmak kadar yakışıksız olmazdı. Ama ona yakın derecede yakışıksız olurdu. Devletin imkânlarını, özel idare imkânlarını, belediye imkânlarını, fakir, fukaranın hakkı olanı siyasi propagandanın malzemesi yapıp insanları yardıma bağımlı ve karşılığında onurunu adeta talep eder hale getirmek kadar yakışıksız olmazdı. Yani demek istiyorum ki; devlet kudretiyle, siyaseti bugünkü hükümet yapıyor, ama bugünkü hükümetin karşısında yine devlet kudretiyle siyaset fikriyle çıkmak kadar yanlış bir şey olamaz. Kimse kamuya ait olanı suiistimal etmeye kalkmasın. Yani ne rektörler bunu yapsınlar, ne Başbakan hükümet bunu yapsın, ama görünen odur ki yapıyorlar. Ne diyelim bizde gün gelir hesabı sorulur. Soru Çok teşekkür ediyorum.

Gönderildi Perşembe, Nisan 5th, 2007 at 21:36 and is filed under Genel Başkanlar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş yapın.