Genel Başkan Deniz Baykal PM Öncesi Yaptığı Açıklamada; “Gereksiz Telaş, Gereksiz Vehim, Gereksiz Suçlama, Gereksiz Korku İktidarı Esir Almıştır” Dedi 03-05-2008
Mayıs 5th, 2008 by goto
-“Yapılan resmi açıklamalar AKP Hükümeti’nin enflasyon politikasının tamamen iflas etmiş olduğunu ortaya koymuştur” -“Yatırımlar azalmış, enflasyon tehlikeli boyutta yükselmiş, borçlar artmış, elde avuçta ne varsa satılmış, satılanların kar transferleri başlamış, kar transferleri dolayısıyla bir defa elde edilen kazançlar tehlikeye girmeye başlamış bulunuyor. Böylesine tehlikeli bir tabloyla karşı karşıyayız”
-“1 Mayıs günü yaşanan olaylar göstermiştir ki, hükümetin tutumunun dışında bir provokasyon yoktur. Ortada bir provokasyon vardır. Ama bu provokasyon sadece iktidarın uygulamasından kaynaklanan bir provokasyondur”
-“İktidar 1 Mayıs’ta dayatmacı, inatçı, yasaklayıcı bir tavır içine girmiştir ve bu tavrı demokrasilerle bağdaşmayacak, demokrasilerde rastlanmayacak biçimde çok ileri şiddet uygulamasına, zorbalık düzeyinde şiddet uygulamasına kadar taşımıştır”
-“Bu tabloya seyirci kalmayacağız. Parlamentoda mutlaka konuşmamız lazım. Olayların arkasında Başbakanın ve onun siyasi anlayışının bulunduğu çok açıktır. Bu nedenle , artık İçişleri Bakanı mı olur, Başbakan mı olur gensoruyu arkadaşlarımız konuşup, değerlendireceklerdir.
“Hem Başbakan özür dilemelidir, hem de sorumlular hesap vermelidir”
-“Bugün Parti Meclisimiz Merkez Yönetim Kurulumuzu belirleyecek, CHP için de yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemde bir büyük sorumluluk üstlendiğimizi biliyorum. Sorumluluğumuzun farkındayız. Bunun gereğini yapacağız.”
İletişim Koordinatörlüğü (Ankara) - Genel Başkan Deniz Baykal PM öncesi güncel olayları değerlendirdi ve gazetecilerin sorularını şöyle yanıtladı;
“32.Olağan Kurultayımızdan sonra ilk Parti Meclisi toplantımızı gerçekleştireceğiz ve Merkez Yönetim Kurulumuz bugün oluşturulacak. Partimizin yetkili organları göreve başlayacaklar.
Bu toplantıya geçerken üstünde durmamız gereken önemli bazı konular var. Önce ekonomideki gelişmelerle ilgili olarak bazı şeyler söylemek istiyorum. Biliyorsunuz, uzun bir süreden beri biz uyarılarımızı söylüyoruz. Gidişin iyi olmadığını ifade etmeye çalışıyoruz. Türkiye’nin derhal ekonomik durumla ilgili kapsamlı bir değerlendirme yapmasını, yeni bir politika anlayışını yürürlüğe koymasını talep ediyoruz. Bu konudaki ısrarımızın ne kadar yerinde olduğu son gelişmelerle ortaya çıkmıştır.
Hatırlayacaksınız, kısa bir süre önce Maliye Bakanı gidişin iyi olmadığına yönelik değerlendirmeler yaptı. Arkasından ekonomiyle ilgili bir başka bakan gene önümüzdeki durumun ciddiyetini, cari açığın 50 milyar doları bulacağını ve ekonomik tablonun parlak olmadığını ifade etme zorunluluğunu hissetti.
Daha da sonra Merkez Bankası Başkanı gene kapsamlı bir değerlendirme yaparak izlenen ekonomi politikasının hedeflerinin gerçekleşmeyeceğini, bunların artık gerçekçi olmaktan çıktığını açıkça ve resmen ifade etti. Dün yayınlanan enflasyon rakamları da bu gidişin bir somut örneği olarak tabloyu ortaya koydu.
Gerçekten öyle anlaşılıyor ki, enflasyon çok kaygı verici bir düzeyde artmaya başlamıştır. Düşünün yıllık %4 hedef idi, sadece Nisan ayına ilişkin üretici fiyat endeksindeki artış 4,50 olmuştur. Yani bu enflasyon politikasının tamamen iflas etmiş olduğunu ortaya koyan bir tablodur.
Sadece Nisan ayıyla ilgili artış oranı 4,50 olmuştur. Yıllık öngörülen hedef %4 iken ve bugün geldiğimiz noktada maalesef 12 aylık hesaplar esas alındığı zaman üretici fiyatlarındaki artışın 14,56 düzeyine çıktığını, yani iki rakamlı enflasyonun oldukça ileri bir aşamasına geldiğini, artık sınırda dolaşan 9-9,5 bir enflasyonun çok ötesine geçildiğini, üretici fiyatları açısından ortaya koymuştur. Tüketici fiyatları da 9,66 düzeyine çıkmıştır.
Bu tabi çok vahim bir manzaradır. Düşünün bu iktidar işbaşına gelirken enflasyon %30’du. Türkiye çok ağır bedel ödeyerek %70’den enflasyonu %30’a indirmişti ve enflasyonun inmesini öngören politikalar yürürlüğe konulmuştu ve onun sonucunda da enflasyon 2003 yılında, 2004 yılında anlamlı düşüşler sergilemişti. Bugün geldiğimiz noktada, %30’la bu iktidar 5 yıl önce enflasyonu devraldı, bugün üretici fiyatlarında enflasyon %15 düzeyine çıkmıştır. %14.56’lık bir enflasyonu konuşuyoruz.
Yani tekrar enflasyon yükselmeye başlamıştır. Kaygı verici bir düzeyde bir yükseliş söz konusudur. Bu enflasyonla ilgili politikanın ki, enflasyon politikası Türkiye’de izlenen ekonomi politikasının temelinde yatmaktadır. Her şey enflasyonu indirmeye göre kurgulanmıştır. Diğer bütün gelişmeler enflasyon politikasının sonucunda ortaya çıkacak şekilde öngörülmüştür. Ama enflasyon bekleyişin çok tersine bir tablo ortaya koymuştur. %4 hedef, gerçekleşen 14,56, neredeyse. %15 Yani yıl bitmedi. Artış sürüyor. Kaygı verici bir tablodur. Ekonomi politikasıyla ilgili uyarılarımızın ne kadar yerinde olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.
Değerli arkadaşlarım, bu hükümet 2002’de devraldığı Türkiye tablosunu her alanda, ekonomide de çok ciddi sorunlarla biriktirilmiş, yapısal sorunlarla devretme hazırlığı içindedir. Türkiye tekrar 2002 tablosuna hızla yönelmeye başlamıştır. 2002’de Türkiye ekonomisi bu iktidara emanet edildiği zaman ekonomi hızlı bir büyüme sergiliyordu. Enflasyon çok ciddi bir düşüş sergiliyordu. Borçlar makul bir düzeyde, cari açık makul bir düzeydeydi.
Aradan 5 yıl geçmiştir. 5 yıl sonra 220 milyar dolar olarak devredilen borçlar 500 milyar dolar düzeyine gelmiştir. İki katının üzerine çıkmıştır. 1,5 milyar dolar olarak devredilen cari açık bakanın ilan ettiğine göre 50 milyar dolar düzeyine gelmek üzeredir. Enflasyon %30 olarak teslim edilmiştir. İnen bir enflasyon olarak teslim edilmiştir. Hızla inen bir enflasyon olarak teslim edilmiştir. Şimdi hızla yükselen ve %15 düzeyine gelen bir enflasyon tablosuyla karşı karşıya kalmışsızdır. Büyüyen bir ekonomi teslim edilmiştir, şimdi küçülen bir ekonomi tablosuyla Türkiye karşı karşıyadır.
Bu yanlıştır. Bu sürdürülemez. Bugünkü politikaları aynen devam ettirilirse bunun değişeceğine dair hiçbir işaret yoktur. Bu tablo dünyadaki ekonomik dalgalanmadan bağımsız olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye yükselen ekonomiler arasındaki yerini hızla kaybetmektedir. Çok büyük yanlışlıklar yapılmıştır. Ekonomi bunun çok açık, net bir örneğidir.
Bu üretici fiyatlarındaki artış tüketici fiyatlarına henüz yansımamıştır. Düşünün, yani son günlerde kamuoyumuzda tartışılan gıda fiyatlarındaki, bakliyat fiyatlarındaki artış dolayısıyla tüketici fiyatları artmış değildir. Üretici fiyatlarındaki artış %15 düzeyine aylık 4,50 düzeyine çıkmıştır. Henüz bu tüketici fiyatlarına yansımamıştır. Eğer bu tüketici fiyatlarına yansırsa, üretici fiyatlarındaki bu artış nedeniyle tüketici fiyatları çok ciddi şekilde önümüzdeki günlerde yükselecek demektir.
Eğer vatandaşın alım gücü kısıtlandığı için, vatandaş alamayacağı için üretici fiyatlarındaki bu artış tüketici fiyatlarına yansımazsa, önümüzdeki dönemde çok ciddi reel sektörde iflaslarla karşı karşıya kalırız. Çünkü, üretici fiyatlarındaki artış işletmelerin maliyetine girmiştir. Bunu tüketiciye yansıtabilirlerse ayakta kalırlar. Yansıtamazlarsa çok ciddi kayıplarla karşı karşıya kalırlar.
Böyle bir tablo. Yatırımlar azalmış, borçlar artmış, elde avuçta ne varsa satılmış, satılanların kar transferleri başlamış, kar transferleri dolayısıyla bir defa elde edilen kazançlar tehlikeye girmeye başlamış. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.
Değerli arkadaşlarım, buna dikkati çekmeyi, bir kez daha dikkati çekmeyi görev biliyorum. Yapılması gereken şey derhal Türkiye’nin ekonomi politikasıyla ilgili kapsamlı bir değerlendirmeyi yapıp, yeni bir politika anlayışını ortaya koymaktır ve bu gidişi değiştirecek tedbirleri hızla,bir an önce almaktır. Bunun yapılmaması halinde sıkıntı maalesef daha da ağırlıklı şekilde kendisi hissettirecektir.
Değerli arkadaşlarım, 1 Mayıs’ta yaşanan tablo çok üzüntü vericidir. Çok düşündürücüdür. 1 Mayıs’ta Türkiye çok büyük bir şansı kaçırmıştır. Yaşanan olaylar 1 Mayıs’ta bizim çok büyük bir şansı kaçırdığımızı açıkça ortaya koymuştur. Buna biz dikkati çekmiştik ve hükümeti 1 Mayıs’ı sendikalarla birlikte, dayanışma içinde, her türlü önlemi alarak bir kabus olmaktan çıkarmak için işbirliği yapmaya çağırmıştık.
Eğer hükümet böyle bir işbirliğine girmiş olsaydı öyle anlaşılıyor ki, Türkiye huzur içinde, barış içinde, uzlaşma içinde dünyanın bütün başkentlerinde yaşandığı gibi Türkiye’de mutlu 1 Mayıs’ı yaşama şansını elde edecekti.
Maalesef bu olmamıştır. Bunun olmamasının sorumlusu tartışma götürmez biçimde açıktır. Sorumlusu sendikalar değildir, iktidardır. Sendikalar talep yapmıştır. 1 Mayıs’ı İstanbul’da Taksim Meydanında kutlayalım demiştir. 1 Mayıs’ı Taksim Meydanında kutlamanın önünde ne hukuki, ne de siyasi herhangi bir engel yoktur. Hükümetin karar alması durumunda Türkiye 1 Mayıs’ta meşru, hukuki bir kutlama yapma şansına sahiptir. Hükümet bunu reddedince olay bir hukuk sorunu haline gelmiştir. Bizde hükümeti bu noktada anlayışlı davranmaya çağırmışızdır.
Hükümeti sadece biz değil TÜSİAD’da çağırmıştır. TİSK’te çağırmıştır. Türkiye’de aklı başında bütün çevreler 1 Mayıs’ı bir kabus olmaktan çıkaralım, bir çatışma konusu olmaktan çıkaralım, bir hukuki ihlal olmaktan çıkaralım, elbirliğiyle her türlü güvenlik önlemini alarak barış içinde, huzur içinde bir 1 Mayıs kutlayalım teklifi yapılmıştır ve hükümet bunu reddetmiştir. Ne diye reddetmiştir? Provokasyon istihbaratı aldık diye.
Değerli arkadaşlarım, yaşanan olaylar göstermiştir ki, hükümetin tutumunun dışında bir provokasyon yoktur. Ortada bir provokasyon vardır. Ama bu provokasyon sadece iktidarın uygulamasından kaynaklanan bir provokasyondur. Eğer iktidar bir uzlaşmacı tavrın içine girmiş olsaydı hiçbir provokasyonun olmayacağı açıkça görülmüştür. Ne bir şiddet uygulaması var, ne bir silah var, ne bir saldırı aracı var. Eğer güvenlik önemleri işbirliği içinde alınmış olsaydı Türkiye Taksim’de 1 Mayıs’ı şenlik, şölen içinde gayet güzel bir olay kutlayabilecekti.
Bu kutlanamamıştır. Bundan büyük üzüntü duyuyorum. İktidar bir dayatmacı, inatçı, yasaklayıcı bir tanım içine girmiştir ve bu tavrı demokrasilerle bağdaşmayacak biçimde çok ileri şiddet uygulamasına, zorbalık düzeyinde şiddet uygulamasına kadar taşımıştır.
Çok yanlış olmuştur, Türkiye’nin imajı çok ciddi şekilde olumsuz etkilenmiştir. 1 Mayıs’ın ekonomik bedeli, tahribatı çok ağır bir şekilde ortaya çıkmıştır. Yani bunu izah etmek mümkün değildir. Bu sadece iktidarın özgüvenini kaybetmiş olduğunu ortaya koymaktadır. Hükümetin korku, telaş hatta panik içinde olduğunu 1 Mayıs ortaya koymuştur. Gereksiz telaş, gereksiz vehim, gereksiz suçlama, gereksiz korku iktidarı esir almıştır ve bu çok tehlikelidir, çok yanlıştır, bir an önce iktidar bu ruh halinden çıksın. Güvenini sağlasın. Burası bir hukuk devleti, bir demokrasi. İktidar Türkiye’nin saygıdeğer kuruluşlarıyla, sendikalarıyla uyumlu, verimli işbirliği yapabilir. Bu olayın muhatapları vatansever insanlardır, vatansever kuruluşlardır, saygıdeğer, ciddi, büyük sendikalardır. Bunlarla iktidarın işbirliği yapmasının önünde hiçbir engel yoktur.
Maalesef iktidar korkusunu yenememiştir. Paniğini yenememiştir. Şiddet kullanmıştır. Bu çok tehlikeli bir tablodur. Bundan büyük üzüntü duyuyorum. Türkiye’ye büyük zarar vermişlerdir ve bu tablo karşısında Başbakanın açıkça çıkıp özür dilemesi lazımdır. Başbakanı İstanbul halkından ve 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyen sendikalardan özür dilemesi gerektiğine inanıyorum. Yanılmışız demesi lazım. Provokasyon olur zannettik, olmayacakmış demesi lazımdır. Provokasyon korkusuna kendimizi kaptırmış olmamız yanlış olmuştur demesi lazımdır ve bir daha böyle bir olayın yaşanmayacağı konusunda topluma güvence vermesine ihtiyaç vardır.
Bu 1 Mayıs hepimizi çok derinden üzdü, yaraladı. İktidarın demokrasi konusundaki anlayışı, hukuk konusundaki anlayışı, özgürlük konusundaki anlayışı, insan hakları konusundaki anlayışı bu somut olayda ortaya çıkmıştır ve bütün bunların sadece kendi işine yaradığı sürece, iktidarın hesabına uygun düştüğü sürece kullanılacak kavramlar olduğu gözükmüştür. İktidarın demokrasi konusundaki içtensizliği, samimiyetsizliği çok açık biçimde bu olayda görülmüştür.
Bu tabloyu Türkiye bir daha yaşamamalıdır. Başbakan dediğim gibi özür dilemelidir, ilgililer hesap vermelidir ve Türkiye birbirini suçlamaya gerek kalmadan haklarımızı, hukukumuzu kullanabileceğimiz bir ülke haline en kısa zamanda yeninden dönüştürülebilmelidir.
Değerli arkadaşlarım bu iki noktaya özellikle dikkati çekmek ve yetinmek istiyorum. Bugün Parti Meclisimiz Merkez Yönetim Kurulumuzu belirleyecek, CHP içine yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemde bir büyük sorumluluk üstlendiğimizi biliyorum. Türkiye ekonomisiyle, siyasetiyle çok kaygı verici bir noktadadır. Buraya maalesef bu iktidar elinde gelmiştir. Türkiye geride bıraktığımız dönemi iyi değerlendirememiştir. Olmayan sorunlar sorun haline dönüşmüştür. Bu süreç karşısında dikkatler, gözler CHP’ye yönelmiştir. CHP olarak sorumluluğumuzun farkındayız. Bunun gereğini yapacağız. Bu inanç ve bu kararlılık içindeyiz. Yeni bir başlangıç yapıyoruz. Bu başlangıcı Türkiye için en iyi şekilde değerlendirme çabası içinde olacağız.
Genel Başkan Baykal açıklamalarını tamamladıktan sonra gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Deniz Baykal bir soru üzerine; “Türkiye’de yaşananların ne olduğu konusunda hepimizin teşhisleri var. Bu teşhislerimizi defalarca söyledik. Maalesef Türkiye AKP iktidarı döneminde kaygı verici bir dağılma süreci içine girmiştir. Maalesef böyle bir dağılma tablosu vardır. Bunun derhal toparlanması lazım. Bunu toparlamayı başaracağımıza inanıyorum. Bu gidişin gidiş olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu sürdürülemez. Vatandaşlarımız bu teşhisi yaptığı takdirde ben inanıyorum Türkiye’nin tekrar önümüzdeki dönemde bu dağılma sürecine bir nokta koyup yeniden bir toparlanma, dayanışma ve bütünleşme süreci içine girmesi kaçınılmazdır. Bunu hep beraber başaracağımıza güveniyorum. Onun dışındaki hukuki süreçler kendi kuralları içinde işliyor. Hepimiz buna saygı göstermeliyiz. Biz bu saygıya öncülük yapmak durumundayız” dedi.
Genel Başkan Baykal bir gazetecinin “Lagendijk AKP’nin kapatılacağına dair bir sürü işaretlerin olduğunu söyledi” bunu nasıl değerlendiriyorsunuz sorusunu da; “Bunların çok önemsenerek yoruma tabi tutulması gereken yaklaşımlar olduğu kanısında değilim. Herkes düşüncesini söylüyor. Türkiye bir hukuk devleti. Yetkili organlar var. Süreç işliyor. Dışarından bu gözlemleri yapanların daha bir Türkiye’deki hukuka, Anayasaya saygı anlayışı içine girmesini sağlamak zorunluluğu var. Sadece bunu belirtmekle yetineyim” diye yanıtladı.
Soru- İçişleri Bakanıyla ilgili bir gensoru hazırlığınız var mı?
Deniz BAYKAL- Evet, bu tabloya seyirci kalmak istemiyoruz. Bu gerçekten tartışılması gereken bir tablo. Artık İçişleri Bakanı mı olur, Başbakan mı olur, yani bu süreçte İçişleri Bakanına pek tanık olamadık, pek rastlayamadık. Ama olayların arkasında Başbakanın ve onun siyasi anlayışının bulunduğu çok açıktır. Bunu arkadaşlarımız kendi içimizde konuşup, değerlendirecektir.
Ama parlamentoda bunu bir konuşmamız lazım. Yani gerçekten şu anda bile konuşurken üzüntü duyuyorum, rahatsız oluyorum. Ülkemize hiç yakışmayan, artık çok geride kalmış olan bir zihniyet, bir anlayış 1 Mayıs’ta sergilenmiştir. Bunu mutlaka tartışıp aşmak zorundayız. Elimizden gelen katkıyı parlamentoda vereceğiz.
Gönderildi Pazartesi, Mayıs 5th, 2008 at 13:05 and is filed under Genel Başkanlar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.