BAYKAL CNN TÜRK’ÜN CANLI YAYININDA, “TÜRKİYE DÜNYAYA TÜRKİYE Mİ, PKK MI DEMİŞTİR”
Ekim 20th, 2007 by goto
Tezkerenin geçmiş olması hükümetin elini kuvvetlendirmiştir ve sorununun silahlı bir çatışmaya gerek kalmadan çözülebilmesinin şartları yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır”
-“-Bu tezkerenin hedefi olarak ben ABD’yi, Irak yetkililerini, Kuzey Irak’taki yerel otoriteleri görüyorum…”
-“Bu konuyu Irak’taki Şii ve Sünni kesimlere, yerel Barzani, Talabani otoritesine çok iyi anlatmak lazım. Bizim derdimiz sizinle değildir. Sizin oluşturduğunuz siyasi yapının içinde yaşayanlarla değildir. Bizim derdimiz Türkiye’ye yönelik terör hareketini yapanlara sizin himaye veren politikanızladır”
-“Referandumda oy kullanmadı diye kimseye bir ciddi ceza uygulaması yapılacağına inanmıyorum. Bunu yapacak Babayiğit olamaz. Milletin çoğunluğu sandık başına gitmeyecek diye ceza uygulayacaklar. Uygulasınlar da göreyim bakayım bunları. Ceza meza yok bu defa…”
-“Seçimden sonra MYK üyelerimiz toptan ayrılmaya, istifalarını vermeye hazır olduklarını bana bildirdiler. Ben onlara, ‘biraz daha durun’ dedim. Çünkü, MYK istifa edecek olursa, kurultay yapmadan, var olan PM ile bir yeni MYK oluşturma durumunda olacaktık. Bu özlenen değişimi sağlamaya elverişli bir tablo değildi. PM’nin de yeniden ele alınmasına ihtiyaç vardı. PM’nin yeniden ele alınması kurultayın toplanması demek. İşte kurultaya gidiyoruz. Orada bu değişimi yaparız, lütfen göreve devam edin’ dedim. Arkadaşlarımda anlayışla karşıladılar”
-“Önümüzdeki dönemde hiç kuşku yok, CHP olarak, hem yeni parlamento gerçeğini dikkate alarak, çünkü, Grupta görev almış yeni arkadaşlarımız var ve örgütümüzde hızlı bir yenilenme yaşanıyor. Bütün bunları yansıtacak bir değişimi, yaşananların verdiği derslerle gerçekleştireceğiz. Böyle bir tablo içinde hiç kuşku yok yeni bir Parti Meclisiyle yola çıkmayı umut ediyoruz”
-“Siyasette yola birlikte çıkanlar arasında ayrışma kopma doğaldır. Biz geçmişte de sık sık yenileme yaptık. Bugün karşımıza aday olarak çıkan arkadaşların önemli bir kısmı o yenileme çerçevesi içinde geldi. Bu hareket devam ediyor. Bir kota var benim kafamda, belli bir kota, ihanet kotası, siyasette bu böyledir”
-“Siyasette belirleyici olan pek çok duygu var. Dayanışma, beraberlik ve güven bu temel unsurlar arasındadır. Yani böyle bir o ihanet sözünü, vatan ihaneti, partiye ihanet, lidere ihanet falan gibi anlamak doğru değil. Bu bir dayanışmayı sürdüremez hale dönüşmek, bir yol arkadaşlığını götüremez konuma gelmektir. Bunun bir kısmı tabi çok ayıp, çok yakışıksız, çok ahlaksız, ihanet kavramını hak eden işbirlikleri şeklinde de olabilir. Yani adam gelir milletvekili olur, arkasından gider, satın alır. İhaleleri alır, çıkar gider…”
-“Benim söylemek istediğim, belli bir kotayı, kontenjanı beraber çıktığınız ekibin bir süre sonra belli bir oranda ayrışmaya sürüklenebileceği gerçeğini içinize sindirmeniz lazım”
İletişim Koordinatörlüğü(Ankara)–Genel Başkan Deniz Baykal CNN TÜRK’ün canlı yayınında Fikret Bila ile Murat Yetkin’in sorularını şöyle yanıtladı;
Fikret BİLA- İyi günler sevgili izleyiciler. Ankara Kulisi programından merhaba. Meslektaşım Murat Yetkin’le birlikte karşınızdayız. Sevgili izleyiciler, bu hafta ve geçtiğimiz birkaç hafta boyunca Türkiye’nin tartıştığı en önemli konu sınır ötesi harekat için hükümete yetki verilmesiydi ve bu yetkiyi öngören bir tezkere meclisten büyük bir çoğunlukla geçti. Şimdi bu konuyu değerlendirmek üzerede Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’ı programımızda konuk ediyoruz. Efendim hoşgeldiniz programımıza.
Deniz BAYKAL- Teşekkür ederim, hoşbulduk, sağolun.
Fikret BİLA- Sayın Baykal, efendim tezkere konusunda siz parti olarak epey bir süredir bir ihtiyaç olduğunu ifade ettiniz ve tezkereyi de olumlu karşılayıp muhalefet partisi olmanıza rağmen olumlu oy vererek meclisten geçirmiş oldunuz. Şimdi efendim siz ne tür duyuyordunuz ve tezkere geçtikten sonra neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz. Yani tezkere alındı ama bundan sonra ne yapılması lazım? Henüz tezkere çıkar çıkmazda bazı tepkiler geldi, bazı etkiler olduğu anlaşılıyor. Irak’tan gelen sesler var, Amerika’dan gelen sesler var. CHP olarak siz nasıl bakıyorsunuz?
Deniz BAYKAL- Tezkerenin geçmiş olması hiç kuşku yok iyi oldu. Ve böyle güçlü bir siyasi destekle parlamentodan bu tezkerenin çıkarılmış olması da önemlidir. Bu hükümetin elini kuvvetlendirmiştir ve sorununun silahlı bir çatışmaya gerek kalmadan çözülebilmesinin şartları yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Şuanda oluşmuştur diyemiyorum. Ama bu doğrultudaki ilk adım hiç kuşku yok TBMM’nin hükümete gerekiyorsa hukuken, uluslararası hukuk açısından kesin haklı olduğumuz bir terör saldırısına hedef seçilmiş olmayı kabul edemeyeceğimiz, bunu taşıyamayacağımız, bunu hazmetmeyeceğimiz, buna karşı bütün olanaklarımızla karşı çıkacağımızın anlaşılması. İlk iş bu idi.
Şimdi bu doğrultuda bir ciddi adım atılmıştır. TBMM güçlü bir biçimde hükümete bu konuda yetki vermiştir ve dünya bunu önemsemiştir. Çünkü bu işin şakası yoktur. Yani böyle kararlarla oyun olmaz, şaka olmaz. Yarın böyle bir yetki alındıktan sonra bunun gelişmeler ne olursa olsun kullanılmayacağına güvenmek geçerli değildir. Hiç belli olmaz öyle bir olay olabilir ki, öyle bir saldırı yaşanabilir ki toplumun vicdanını kanatacak öyle olaylar yaşanabilir ki, kimse direnemez.
Şimdi önemli olan o noktaya gelmemektir. Gelmemek için gerekli kararlılığı herkese anlatmaktır. Bu tezkerenin hedefi olarak ben ABD’yi görüyorum. Bu tezkerenin hedefi olarak ben Irak yetkililerini görüyorum. Kuzey Irak’taki yerel otoriteleri görüyorum. Hangi anlamda? Bakın Türkiye bu konuyu eğer siz çözmezseniz çözmek zorunda kalabilir. Çözmek için harekete geçmek durumunda kalabilir. Bu sizin içinde iyi olmaz. Biz Türkiye içinde bunun tercih edilecek bir seçenek olmadığını biliyoruz. Buna mecbur kalmak istemiyoruz. Ama bizim durumu taşımaya devam etmemiz mümkün değildir. Bunu anlatmamız lazım. Ve Türkiye şimdi dünyaya Türkiye mi, PKK mı? Demiştir. Yani bunu Salı günkü grup toplantımızda ben söyledim. Meclisteki görüşmede Sayın Şükrü Elekdağ söyledi. Bu bizim tavrımızdır. Dünyayı bu kararı almaya zorlamamız lazım. Canım hem Türkiye, hem PKK. Tabi kimse açıkça PKK demiyor ama fiilen PKK’yı himaye ediyor. PKK’ya şefkatli davranıyor. Ona hareket alanı sağlıyor, meşruiyet getiriyor.
Şimdi bu devam edemez. Bu devam ederse Türkiye bunu taşıyamaz. Türkiye için bu kabul edilemez. Acaba böyle olduğunu Türkiye kendisi görüyor mu diye bakıyorlardı. Şimdi ilk kez muhalefetin bu konudaki ısrarı ve çabasıyla bu konuyu görmek istemeyen hükümette bakmıştır ki artık kaçınılmaz hale geldi o da bunu kabul etmiştir.
Fikret BİLA- Şimdi böyle bir kararın Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına sürüklenmesi, Irak bataklığına sürüklenmesi, hatta oraya çekilmek içinde PKK’nın bir taktik izlediği gibi yorumlar var. Buna karşılık Irak’ın yönetiminden gelen ilk resmi söylemde Dışişleri Bakanı Cebari’nin PKK topraklarımızı terk etsin gibi bir söylem oldu. Bu yönden gelen eleştirilere siz ne diyorsunuz? Türkiye bir bataklığa mı sürükleniyor, yoksa bu yaklaşım gerçekçi değil mi?
Deniz BAYKAL- Türkiye sadece kendisine yönelik haksız saldırıyı bertaraf etmek için meşru girişimler yaptığı sürece bu bataklığa sürüklenmez. Bu konuda da gerekli tedbirlerini alması lazım. Bakınız Suriye Devlet Başkanı buradaydı. Suriye Devlet Başkanı da Türkiye’nin terörle mücadele bakımından her türlü tedbiri almak hakkıdır dedi. Bu önemli bir tespittir. Şimdi bizim çevremize bunu anlatmaya çalışmamız lazım. Bakın karşımızda bir Irak yok. Ya da var olan Irak artık etkin bir hukuki ve siyasi kimlik sergileyemiyor. Onun altında Şiiler var, onun altında Sünni Araplar var.
Murat YETKİN- Deniz bey bu konuda küçücük bir parantez gireceğim. Dediniz ki, Türkiye sadece kendisine yönelik saldırıyı bertaraf etmek için gerekli tedbirleri aldığı sürece bataklık. Bunun ötesi bataklığa sürükler anlamına geliyor bu.
Deniz BAYKAL- Tabi. Elbette, yani Türkiye, Ortadoğu’da bir başkasının politikasına destek olmak için, ya da ekonomik, siyasi, askeri hedefler koyarak yönelirse işte o bataklığa girmektir. O sözkonusu değil. Şuanda ne tezkerenin altındaki mantık budur. Ne Türkiye’de bizim…
Murat YETKİN- Topyekün girelim, alalım filan diyenlerde varda o yüzden.
Deniz BAYKAL- Topyekün girebilirsin ama ne için gireceksin? Terörü bertaraf etmek için. Şimdi bu konuyu kime anlatmak lazım? Bu konuyu Irak’taki Şii ve Sünni kesimlere çok iyi anlatmak lazım. Irak’taki yerel Barzani, Talabani otoritesine bunu çok iyi anlatmak lazım. Yani bizim derdimiz sizinle değildir. Ya da sizin oluşturduğunuz siyasi yapının içinde yaşayanlarla değildir. Bizim derdimiz Türkiye’ye yönelik terör hareketini yapanlara sizin himaye vermeniz politikasıyladır. Onları desteklemeniz, onlara sahip çıkmak anlayışınızdadır. Bunu değiştirin. Hayır değiştirmeyeceğim derse o da hedef olur.
Şimdi burada dikkat edilecek nokta bizim Irak’ta ve Arap dünyasında yer alan önemli güçlere bunu anlatmamız. Bu doğrultuda bir çalışmaya ihtiyaç var. Bu çok önemli bir olaydır. Yani merhum bir Irak varsayımıyla yola çıkmak doğru değildir. Onun içinde toplum kesimleri var. O kesimler bilmelidir ki, Türkiye’nin onlarla bir derdi yok. Çünkü onlar, şunu söyleyemeyiz yani Iraklı Sünniler ya da Iraklı Şiiler PKK’yı himaye ediyor diyor muyuz? Hayır böyle bir şey yok. Onlarla niye kavgamız olsun. Böyle olmadığını, bunu bildiğimizi ve onların bu tavrından dolayı şükran duyduğumuzu, onlarla bir anlayış birliği içinde olmayı önemli saydığımızı onlara anlatmamız lazım. Burada mesele Barzani, Talabani yönetiminin PKK’ya himaye getiriyor olmasıyla ilgilidir. Bu politikasını Barzani Talabani değiştirmek zorundadır. Değiştirmek zorunda olduğunu ona anlatmalıyız. Biz anlatmayız, Amerika anlatmalı, Irak anlatmalı. Nihayet Barzani, Talabani kendisi anlamalı ve gereğini yapmalıdır.
Fikret BİLA- Yoksa onlarda hedef olurlar diyorsunuz?
Deniz BAYKAL- Kaçınılmaz olarak olur.
Murat YETKİN- Talabani ile Barzani arasındaki farklılaşma dikkatinizi çekiyor mu son dönem?
Deniz BAYKAL- Yani olabilir tabi daima dikkate alınması gereken faktör. Bir somut gözlememim yok. Ama şunu bir söylemek istiyorum Fikret bey sordu.
Şimdi meclisten bu karar çıktıktan sonra Irak ne yaptı? Bugün bizim basınımız tamam mesaj yerine ulaştı herkes gereken ciddiyetle konuyu el attı falan havasına girdi. Bu geçerli değildir. Maalesef ben bunu göremiyorum. Yani ne olmuş? Dün bir gün önce tezkere geçtikten sonra Amerikan ve Türk büyükelçileri, Bağdat büyükelçileri Iraklı bir yerel yetkiliyle biraraya gelmişler ve onlar demişler bizden ne istiyorsunuz? Bu heyette demiş ki onlara PKK’yı atın onun üzerine Zebari bir demeç vermiş ve demiş ki PKK başımızı derde sokma çık buradan demiş. Ve bizde bundan sevinç duyuyoruz. Bunun neresi sevinilecek bir şey. Yani bu PKK’nın Kuzey Irak’tan çıkarılmasını PKK’nın iradesine teslim eden bir yaklaşım. Yani PKK’ya diyor ki, artık sen tutumunu değiştiriver lütfen. Ondan rica ediyor. Kim rica ediyor? Zebari rica ediyor ve bizde bundan memnuniyet duyuyoruz. Bu zaten eskiden beri söyleniyordu. Bunlar bizi tatmin etmeye yönelik zaman zaman yapılan açıklamalardan birisi. Bir önemi yok bunun. Yeni bir tavır var mı?
Fikret BİLA- Çıkmaya zorlamalı diyorsunuz?
Deniz BAYKAL- Evet. Çıkmaya onları mecbur edecek bir kararlılık var mı? Taşıyamayız gereğini yaparız anlayışı var mı? Hiç böyle bir şey yok. Hiç şuana kadar yok. Ve şunu da hemen söylemeliyim. Başkan Bush tezkereden hemen sonra Türkiye aman asker göndermesin diye bizi ikna etmeye yönelik bir çaba sergiledi. Yani insanın içinden şu geçiyor tabi. Başkan Bush Türkiye’yi bu konuya askeri müdahale ettirmemek için sergilediği çabayı PKK’yı bölgede etkisiz kılmak için sergilese acaba daha kestirmeden sonuç alamaz mı diye sormak geçiyor içimden. Yani sanki sorun Türkiye’nin kendisine yönelik haksız saldırı karşısında bir tepki içine girmesinden kaynaklanıyor. Türkiye’yi herkes caydırmaya çalışıyor. Türkiye’yi caydırmaya çalışacağınıza PKK’yı caydırmaya çalışsanıza. PKK’yı etkisizleştirmeye çalışsanıza. O konuda o gayret yok ama derhal mecliste kararın çıkışından kısa bir süre sonra, dakikalar sonra Başkan Bush diyor ki, sakın oraya girmeyin. Peki girmeyelim ne olacak? Müzakereyle halledin, barışçı yöntemler. Ya kardeşim barışçı yöntemlerle şuana kadar halledilmedi. Şimdi yeni bir tablo var. Bunu siz kavrayın. Bu mesajın ciddiyetin diğer ülkelere tam anlatıldığı bir noktada olduğumuzdan ben emin değilim. Bunun işareti henüz ortaya çıkmadı. Ne sözcünün açıklamalarında var, ne Başkan Bush’un açıklamalarında var. Ne de Irak’ta tezkere sonrası yapılan açıklamalarda bu ciddiyeti, bu telaşı, bu kararlılığı, yeni bir noktaya gelindiğinin işaretini henüz göremedim. Şimdi bu bizi kritik bir noktaya getiriyor şu bakımdan.
Yani Türkiye’de maalesef önümüzdeki dönemde öyle olaylar yaşanabilir ki, PKK öyle toplumsal vicdanı acıtacak, o kadar kanlı eylemler yapabilir ki, Türkiye artık bu yetkide alındıktan sonra duramaz. Ama mesele oraya gelmeden ciddi bir hazırlık yapılmasıdır. Yani bu hazırlık şimdi yapılıyor mu? Eminim askeri yetkililer hiç kuşku yok bir müdahale mecburiyetinin ortaya çıkması halinde ne yapabiliriz konusunda ciddi çalışıyorlardır. Ama bu hazırlık yetmez. Çünkü bu olay sadece askeri bir olay değil. Türkiye’nin derhal bir milli terörle mücadele politikası oluşturmasına ihtiyaç vardır. Yani hükümetin geldiğimiz noktada böyle olaylar karşısında acı, büyük kayıplara yol açın olaylar karşısında artık sessiz kalamayacağını bende görüyorum. Ama bunu bir güvence olarak almak doğru değil. Bunun alt yapısının oluşturulması lazım. Onun için daha önce yaptığım bir öneri vardı onu tekrar burada bir kez daha ifade etmek istiyorum. Bu terör konusu çok önemli bir konudur. Terör konusu bu hükümeti aşmıştır. Yani hükümetler ötesi bir konudur zaten ama bu hükümetin terörle mücadele politikaları iflas etmiştir. Bunu açıklıkla ve içtenlikle ifade ediyorum. Üzüntüyle tespit ediyorum. Yani çok açık bir şekilde o politikalar iflas etti. Şimdi Türkiye’nin yeni bir politika demeti ortaya koymaya ihtiyacı var. Efendim onu da biz yaparız demek yeter derecede etkili, caydırıcı ve ağırlıklı olmuyor. Yapılması gereken şey derhal Türkiye’nin iktidarıyla muhalefetiyle, siviliyle askeriyle terör konusunda önümüzdeki muhtemel gelişmeleri dikkate alarak çok ciddi bir çalışma içine girmesi ve ortaya çıkabilecek, kontrolümüz dışında ortaya çıkabilecek olayların bizi hazırlıksız tepkiye sürüklememesi için çok ciddi çalışma yapılması lazımdır. Bu çalışmanın bir ayağı demin ifade ettiğim Arap dünyasını, Ortadoğu dünyasını, bizim müdahale ihtimalimizin yanlış anlaşılmamasını sağlamaya yönelik bilgilendirme, ikna etme, onlarla uyumlu, hatta mümkünse onların desteğini alma doğrultusunda bir çabaya ihtiyaç var. Bu çerçevede Suriye Devlet Başkanının burada yaptığı açıklamayı önemli sayıyorum. Ama yetmez. Bunu çok sistematik bir şekilde Irak içindeki gruplara ve Arap dünyasına genişletmekte yarar var.
Murat YETKİN- Efendim Genel Başkan Yardımcısı Eşref Erdem karşı çıktı tezkereye. Karşı oy verdi. Fikret bugün yazısında da Eşref beyle konuşmuş onu ayrıntılı bir şekilde yazmış. Bu yanlıştır diyor. Kürt politikasının yeniden tanımlanmasına bağlıyor olayı. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Çünkü sizin yardımcınız, bu kadar yıldır beraber yürüdüğünüz yol arkadaşınız. Kendisini de herkes tanıyor yani kimsenin Eşref beyi efendim Kürtçülükle vs.yle suçlayacak hali yok.
Deniz BAYKAL- Fikret bey konuşmuş kendisiyle. Bende oradan okudum. Önce bir defa şunu söyleyeyim. Eşref Erdem’in bu davranışından özel olarak benim hiçbir haberim yoktu. Biz genel kurulda toplantıya girmeden önce Merkez Yönetim Kurulu toplantısı yaptık. 12’yle 3 arasında oradan çıkarak 3’te genel kurula girdik. Ve bu konuyu da kendi aramızda konuştuk. Biz bilinen politikalarımızı ifade ettik, ne yapacağımız konusundaki anlayışımızı paylaştık bütün Merkez Yönetim Kurulu olarak. Orada Eşref bey herhangi bir açıklama yapmadı. Bana özel olarak da herhangi bir bilgi vermedi. Yaptığı açıklamadan anlıyorum ki, bunu bilinçli bir şekilde kendisi kişisel vicdani tavır olarak kararlaştırmış. Ve belki de bilinçli bir şekilde bunu partinin siyasi organına taşımama eğilimi içinde olmuş. Bana da herhangi bir şekilde bir açıklama yapmamış. Tabi ben bu kararından üzüldüm. Yani şu bakımdan üzüldüm. Eşref Erdem partimizin Genel Başkan Yardımcısıdır. Önemli bir noktada bulunuyor. Yani o partimizin izlediği terörle mücadele politikası konusunda sanki bir tereddüt varmış gibi bir izlenim yaratabilecek olan bu vicdani tavrın bireysel bir kararla ortaya konulmasını açıklamak kolay değildir. Yani, parti üst yöneticisi olarak. Ama onun bu konuda tamamen halisane duygularla ve kendi inançlarıyla, değerleriyle karar aldığından benim hiçbir kuşkum yok.
Murat YETKİN- Sonrasında konuştunuz mu?
Deniz BAYKAL- Hayır henüz konuşmadık. Bundan sonra konuşuruz herhalde. Yani onun iyi niyeti ve yurtseverliği konusunda benim hiçbir kaygım yok, hiçbir kuşkum yok. Geçmişte de bunu defalarca ortaya koymuştur. Buradaki konu tabi partimizin yetkili organlarının kararlaştırdığı bir politika var. Biz bu politikayı götürüyoruz. Bu politikayla ilgili hiçbir tereddüdümüz yok. Zaten Fikret beye yaptığı açıklamadan Türkiye’nin izlediği politikanın yanlışlığına vurgu yaptığını görüyorum. Bizde o kanaatteyiz. Türkiye bu konuda çok yanlış politika yapıyor. Yani yanlış politika terörü yer yer cesaretlendirici sonuçlar doğuruyor.
Murat YETKİN- Eşref bey Kürt sorunu deyimini de kullanmış. Yani Kürt politikası pardon.
Deniz BAYKAL- İşte Türkiye’nin izlediği, Türkiye…
Murat YETKİN- Sade terör değil de Kürt politikası.
Deniz BAYKAL- Türkiye’nin bu konuda izlediği politika. Şimdi o terör politikasından kaynaklanan bir olaydır. Zaten terör konusunda iktidarın izlediği gevşek politika maalesef bölgede yanlış yansımalara yol açmıştır ve konuyu daha olumsuz bir noktaya getirmiştir benim kanaatim odur. Benim izlediğimiz politikayla ilgili bir tereddüdüm yok. Bunun doğru olduğundan kesin eminim ve bu politika bizim daha önce izlediğimiz tutumun ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Hatırlayacaksınız biz 1 Martta aman bu Ortadoğu bataklığına girmeyelim diye tavır takınmıştık ve o zaman aynı anda bir şey daha söylemiştik. Bunu vurgulama ihtiyacını hissediyorum. Çünkü bu gözden kaçırılıyor. Türkiye derhal sınırın güneyine külliyetli miktarda asker yerleştirmelidir. Güçlü destekli tanklarıyla, toplarıyla, her türlü desteğiyle bir askeri birlik yerleştirmelidir ve sınırımız savunulabilir hale dönüştürülmelidir. Orayı işgal etmek için değil, Irak’ta rejimi değiştirmek için değil. Irak’taki askeri operasyona katkı vermek üzere değil. Sadece kendimize yönelik tehlikeyi kontrol altına alabilmek için bir sağlık kordonu oluşturur gibi oraya bir geçici olarak tedbir almalıyız demiş idik. Bunu o zaman kimse önemsemedi. Niye önemsemedi? Çünkü ya böyle bir karar alırsak şimdi kızdırırız. Amerika’yı da kızdırırız, Avrupa’yı da kızdırırız gerek yok falan dediler. Halbuki şu açık bir gerçektir ki başkalarını ulusal yararları zorunlu kıldığı zaman, kızdırmayı göze alamayan bir ülke kendi milli çıkarlarını koruyamaz.
Şimdi orada biz kızdırmış olsaydık bugün kızdırdığımızdan daha az kızdırmış olacaktık. Bakın şimdi kızdırmak zorunda kalıyoruz. Üstelik o zaman bunu almış olsaydık ne askerin başına çuval geçirilecekti, ne bizi üzen olaylar olacaktı. Herkes diyecekti ki, Türkiye burada ciddi duruyor. Yani onu tedirgin edemeyiz. Dikkate almak zorunda kalacaktı. Bunu ihmal ettik. Bakın o politikanın bu da bir parçası orada asker bulundurmak.
Murat YETKİN- Tabi yani Eşref beyde ona dikkat çekiyor onu anlıyorum. Peki şimdi siz konuşacağım dediniz. Bu parti olarak yeni bir politika izlemenizi…
Deniz BAYKAL- Hayır, hayır bizim politikamızla ilgili bir şikayetimiz yok Muratçığım. Çünkü doğru politika izliyoruz. Sağlam bir şekilde onun arkasında var olmaya devam edeceğiz. Bakın hükümetin izlediği yanlış politika iflas etti. Bizim politikalarımızı gecikmiş olarak ve etkisi azalmış olarak şimdi daha büyük sorunlar yaratacak noktalarda kavrıyor. Biz izlediğimiz politikayla iftihar ediyoruz. Bu konuda hiçbir tereddüdümüz yoktur.
Fikret BİLA- Bir reklam arası vereceğim efendim izlinizle reklamdan sonra devam edeceğiz. Sevgili izleyiciler kısa bir reklam arası veriyoruz yeniden birlikte olacağız.
Sevgili izleyiciler yeniden birlikteyiz. Ankara Kulisi devam ediyor, konuğumuz CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal.
Efendim birinci bölümde tezkereyle ilgili tartışmaları yürüttük ama Türkiye’nin hemen yakın gündeminde bir problem daha var. Pazar günü referanduma gidiyoruz. Yüksek Seçim Kurulu referandumun ertelenmesine gerek olmadığını kararlaştırdı ve Türkiye sandık başına gidecek. Gerçi çok büyük bir böyle havada yok aslında kamuoyunda Referanduma dönük olarak ama önemli bir karar verecek tabi Türk halkı. Cumhurbaşkanını halk seçsin mi, seçmesin mi diye oylayacak. Genel seçimlerin 4 yılda bir yapılıp yapılmayacağını oylayacak ama 11. Cumhurbaşkanını yeni seçtik ve CHP’de bu referandum hazırlığının, Anayasa değişikliğinin çok alelacele yapıldığını, aslında tamamının iptal edilmesi gerektiğini tespit etti veya onu iddia etti ve parti yetkililerinizde seçmenlerinize ya sandığa gitmeyin giderseniz de hayır oyu kullanın talebinde bulundu.
Şimdi bunu neye dayandırıyorsunuz efendim? Bir siyasi partinin sandığa gitmeme çağrısı yapması tabi ilginç ve giderseniz de olumsuz oy kullanın diye. Bunu biraz izah edebilir misiniz?
Murat YETKİN- Bu arada YSK’da cezalara zam yaptı.
Deniz BAYKAL- Tabi bu referandum bir hukuk garabeti. Hiçbir hukuk vicdanını tatmin edecek bir tarafı yok. Hatırlayalım bu referandum nereden çıktı? Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları sırasında Başbakanın bir kızgınlıkla tepki göstererek alelacele bir anayasa değişikliği hazırlayın, işte halka seçtirelim diye bir karar almasından çıktı. Yani böyle bir çalışmanın altında ciddi bir hukuki inceleme yok. Türkiye’nin fevkalade önemli bir anayasal düzenleme konusunda yetkililerinin bir çalışması yok, bir altyapısı yok, bir temeli yok. Orada iki üç tane hukukçuya alelacele bir tasarı hazırlattı ve bunu bir anayasa değişikliği olarak Türkiye’ye dayatmak istedi.
Şimdi geldiğimiz noktada birbiri üstünden o kadar büyük yanlışlıklar yapıldı ki. Bakın benim en çok garibime gidenlerden birisi sandıkta oy kullanma başladı gümrük kapılarında. Ama neyin oylanacağı daha netlik kazanmadı. Ayın 17’sinde iki gün önce Cumhurbaşkanı alelacele, gece yarısı bir telaşla imzaladı ve dedi ki, tamamdır işte resmi gazetede yayınlansın, resmi gazetede yayınlandı ayın 17’sinde ama 16’sında Türkiye Radyo ve televizyon kurumlarında henüz daha netleşmemiş olan bu referandum yasasıyla ilgili propaganda konuşmaları yapıldı. Konuşmayı yaparken partiler daha metnin ne olduğunu bilmiyorlardı, belli değildi, netlik kazanmamıştı. Yani gümrükte oy kullanılan insan neye oy kullandığını bilmiyor. Propaganda yapması istenen siyasi parti temsilcisi neyin propagandasını yapacağını bilmiyor. Ve bu şartlar altında oylama yapılıyor. Şimdi 17’sinde kanun son şeklini kazandı. Ne zaman sandığa gideceğiz? 21’inde, 4 gün var. Bizim hukuk sistemimizde referanduma gidecek olan metin son şeklini aldıktan sonra kaç gün sonra ancak oylama yapılabiliyor? 40 gün sonra. Eskiden 120 gündü 40’a indirildi. Şimdi bunu fiilen 4 güne indiriyoruz. Bunu içimize sindirmek mümkün mü? Böyle bir olay olur mu? Yani metin son şeklini aldıktan 4 gün sonra halk referanduma çağırılacak, üstelik bizim hukuk sistemimizde 40 günlük süre varlığını korurken bu olacak. Yani bunun hukuki bir saygınlığı olabilir mi? Bir geçerliliği olabilir mi? Yani çok hayret ettim YSK bu kararı nasıl aldı? 6’ya 5 bir şeyle almış ama ne olursa olsun hiçbir hukuk duyarlılığı olan kimse bunu vicdanına sığdıramaz.
Fikret BİLA- Bir şey daha soracağım bu konuda. Yani sizin itirazınız şuanda bir hukukun usulünün veya çalışma sistemiyle ilgili iktidar partisine ama işin özü itibariyle Cumhurbaşkanını halkın seçmesine CHP karşımı diye de çok soru geliyor. Bunu size yöneltmek istiyorum. İşin özüne ne diyorsunuz?
Deniz BAYKAL- Şimdi bakın bir süre sonra Türkiye anayasa değişikliği yapacak. Anayasa değişikliği sırasında bütün bu konular kapsamlı bir şekilde ele alınacak, tartışılacak. Yani değişik modeller var. Halkın seçeceği model var, parlamentoya dayalı model var. Burada bütün önemli mercileri halk seçsin bu daha demokratik olur anlayışı bir demagojidir. Böyle bir şey yok. Dünyanın saygın pek çok ülkesinde parlamentolar aracılığıyla bu iş yapılabilir. Halkın seçeceği sistemde vardır. Halkın seçeceği sistemi de düşünmek mümkündür. Ama onun kendine göre dengeleri, kendine göre frenleri, ağırlıkları falan sözkonusudur. Yetkiler arasında bir paylaşım sözkonusudur. Şimdi bizde anayasal sistemi ta meclis üstünlüğü anlayışına dayalı olarak kuracaksınız, parlamenter sistemi esas alacaksınız. Sonra Cumhurbaşkanını halka seçtireceksiniz ve sonra diyeceksiniz ki, bu Cumhurbaşkanının yetkileri fazla anayasa değişliğiyle bu yetkileri de kısalım. Yani halka seçtirdiğin Cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlamayı düşünüyorsan yani bunun izahı gerekir. Bunun anlamı ne? Bu çelişki, tutarsızlık. Bu ne anayasa hukuk mantığına sığar, ne siyasi sağduyuya sığar, ne demokrasi bilincine sığar. Yani bu karmakarışık bir yapı. Buradan bir şey çıkmaz, bu doğru değil. Bakın onun sonucudur ki, bugün Türkiye’de kimse heyecanlanmıyor bu olaydan dolayı. Vatandaşta şöyle bir duygu var. E sıktınız ama artık.
Murat YETKİN- Valla doğrusu benim içimden soru sormak gelmiyordu. Fikret sordu, referandum benim şahsi gündemimde yok. Gazeteci olarak bir gazetecilik heyecanı duymuyoruz.
Deniz BAYKAL- Bak sen her şeyi dikkatli izleyen duyarlı bir vatandaşsın, bir aydın gazetecisin ve seni ilgilendirmiyor. Niye ilgilendirmiyor? Çünkü ilgiyi hak eden bir tarafı yok ondan. Yani bu senin zaafın değil. Ya neyle ilgileneceğim diyor. Orada kendi aranızda itişip kakışıyorsunuz olmadık şeyler, birbirlerinize emrivaki. Halk benim emrimde zannediyor birisi. Basarım düğmeye ayağa kaldırırım milleti. Millet kalkmayacak ayağa. Kalkmayacak. Bunun önemli bir siyasi mesajı olacak.
Şimdi bakın öyle bir oylama yapılıyor ki, bir balotaj problemi var. Yani tamam halkın hiç ilgi göstermediği bir konu katılanların diyelim %10 katılmış olsa, %15 katılmış olsa, onun çoğunluyla karara bağlandığında %85 orada katılmamışsa geçerli olacak mı? Bizim sisteme göre geçerli olacak.
Murat YETKİN- O kadar çıkmayabilir.
Deniz BAYKAL- Çıkmaz tabi, ben onu çıkacak diye söylemiyorum.
Fikret BİLA- %50’nin altında olursa diye konuşmak lazım herhalde Sayın Baykal.
Deniz BAYKAL- Yani %50’nin altında bir katılımın kendi içindeki bir paylaşımıyla bu konu çözülürse bu tatmin edici olabilir mi?
Murat YETKİN- Merhum Özal bu referandum konularını çok bir siyasi araç olarak kullanmaya çalıştığında hatırlayacaksınız bu sizin üzerinizde de olan siyasi yasaklar konusunda. O zaman tartışılmıştı bu %40’ın altında olursa hani uygulanmasın filan diye ama itibar görmemişti. 82 Anayasası %10 bile katılsa geçerlidir diyor.
Deniz BAYKAL- Şimdi o öyle diyordu. Onun pratikte herkesi rahatsız eden bir tarafı yoktu. Çünkü %80’i, 90’ı katılıyordu. Nazari bir olaydı, teorik bir kaydıydı. Şimdi teorik değil, şimdi ciddi bir olay. Şimdi halk ilgilenmiyor kardeşim. İlgilenmemekte haklı. YSK’da ceza arttıracağım, para cezası arttıracağım diye zorlamaya çalışıyor. Bu doğru bir yaklaşım mı, demokratik bir yaklaşım mı? Yani bu önemli bir konu, bir kriz konusu bu. Türkiye yani pek çok alanda, dış politikada da öyle, içerde temel anayasal sorunlarda da öyle. Laubali bir yönetim anlayışının bedelini ödeme noktasına doğru geliyor.
Murat YETKİN- Deniz bey referandum konusunda söyleyeceğiniz var mı? Bir şey daha soracağım çünkü.
Deniz BAYKAL- Tabi tabi geçelim. Yani çok var söylenecekte. Yani benim söyleyeceğim şudur; vatandaşlarıma bu saçmalığa alet olmayın diyorum.
Murat YETKİN- Yani gitmeyin mi diyorsunuz?
Deniz BAYKAL- Evet.
Murat YETKİN- Cezadan?
Deniz BAYKAL- Gidip onlara hayır diyeceğim diye çok ileri bir tepki noktasında olan herkes elbette gidebilir tepkisini koyar. Bir kısmı da ne haliniz varsa görün, bu benim tartışmam değildir der. Bu da saygıdeğer bir davranıştır benim gözümde. Bunu da haklı buluyorum ve bundan dolayı da kimseye bir ciddi ceza uygulamasını kimsenin yapamayacağına inanıyorum. Bunu yapacak Babayiğit olamaz. Milletin çoğunluğu sandık başına gitmeyecek diye ceza uygulayacaklar. Uygulasınlar da göreyim bakayım bunları. Ceza meza yok bu defa.
Murat YETKİN- Sivil itaatsizlik çağrısı yapıyorsunuz.
Deniz BAYKAL- Evet. Bir demokratik tepkidir bu. Ve bunu herkesin alması lazım.
Murat YETKİN- Şimdi bir demokratik tepkiyi de dün Haluk Koç koydu. Adaylığını size karşı açıkladı. Haluk Koç size yakın zamana kadar en yakın bilinen isimlerdendi. Partinizin grup sözcülerindendi. Şimdi dün gerçi şahsınıza yönelik hakikaten hiç kötü bir şey söylemeden yani Mustafa Sarıgül gibi yapmadı. Siyasi eleştirilerini yöneltti. CHP’nin daha sol bir parti olması gerektiğini söyledi. Şimdi Gülsüm Bilgehan bugün bir toplantı yapacak zannediyorum. Biraz böyle kongre Martta mı oluyor, öylemi planladınız? O zamana kadar sanki parti içi muhalefette bir hareketlilik var. Bunları nasıl değerlendireceksiniz bu gelişmeleri.
Deniz BAYKAL- Yani çok doğal karşılıyorum. Bizim parti olarak geleneğimizde bu tartışmalar, yarışma duygusu daima var olmuştur. Şimdi bir yeni kurultay sürecini başlattık. Üstelik bu kurultay bir seçim sonrasında yaşanan kurultaydır. Seçim sonrası değişimin dayanağı şu; yani bu niçin bu tartışmalara etki yapar? Seçimlerde milletvekili seçilenler vardır, seçilemeyenler vardır. Seçilemeyenler rahatsızlık içine girerler, kişisel tepki duyarlar. Ben niye seçilemedim, beni koydular koymadılar tartışmaları yapar ve bu da bir arayış içinde olan siyasi kadrolara, partide etkinlik sağlamak isteyen kadrolara çok uygun bir potansiyel gibi gözükür. Ve böyle bir ortam genellikle kurultay çalışmalarını daha da renklendirir, daha da canlandırır, birbiri ardından adaylar çıkar. O oluyor ben niye olmayım der. Çünkü elbette o olursa başkası da olur. Yani kimsenin kimseden bir şeyi yok. Bu böyle bir ortam. Yani doğaldır. Ben bu ortamı Cumhuriyet Halk Partisinin çok iyi değerlendireceğine ve bizim örgütümüzün çok deneyimi olduğuna, kimin niçin ne istediğine, ne söylediğine, söylediğinin arkasında ne kadar durabileceğine, neyi ne kadar yapabileceğine çok iyi hüküm vereceğinden hiç kuşku duymuyorum.
Fikret BİLA- Sayın Baykal şunu sormak istiyorum efendim. Hep CHP’de bu kurultay tartışmaları ve kurultay yarışı olduğu zamanlarda gündeme gelen bir konu. Sizden partinin Genel Başkanı, lideri olarak zaman zaman partinin yönetimini, vitrinini, aktif partilileri yenilemeniz, gençleştirmeniz, yeni isimler katmanız, değişik toplum kesimlerinden katılımı sağlamanız gibi talepler gündeme gelir. Her kurultayda bunu görüyoruz. Şimdi 22 Temmuz seçimlerinden sonrada benzer eleştirileri okudum ben, basında sözlü olarak dile getirildi. Acaba Deniz Baykal’ın kafasında bu seçim sonuçlarını da dikkate alarak nasıl bir CHP var? Bu kurultayda nasıl bir CHP çıkacak?
Deniz BAYKAL- Evet çok teşekkür ederim. Bu gerçekten partimizin temel ilgi konusudur. Yani herkes bu konuyu yakından izliyor, değerlendiriyor. Bende, parti yöneticisi arkadaşlarımda, örgütümüzde bu konuyla yakından meşguldür. Hatırlayacaksınız seçimden sonra Merkez Yönetim Kurulumuz toptan ayrılmaya hazır olduğunu, istifalarını vermeye hazır olduklarını bana bildirdiler. Ben onlara biraz daha durun dedim. Niye durun dedim? Çünkü Merkez Yönetim Kurulu istifa edecek olursa bir kurultay yapmadan var olan Parti Meclisiyle bir yeni Merkez Yönetim Kurulu oluşturma durumunda olacaktık. Bu özlenen değişimi sağlamaya elverişli değil idi bu tablo. Parti Meclisinin de yeniden ele alınmasına ihtiyaç vardı. Ve Parti Meclisinin yeniden ele alınması kurultayın toplanması demek. Yani atayamayız, bir şey olamaz, kurultayın devreye gelmesi gerekir. O nedenle ben biran önce hızla kurultaya gideceğiz. Orada bu değişimi yaparız lütfen göreve devam edin dedim. Arkadaşlarımda anlayışla karşıladılar. Şimdi göreve devam ediyoruz. Yani önümüzdeki dönemde hiç kuşku yok Cumhuriyet Halk Partisi olarak hem yeni parlamento gerçeğini dikkate alarak, çünkü yeni bir parlamento var. Bizim yeni bir grubumuz var. Grupta görev almış yeni arkadaşlarımız var ve örgütümüzde hızlı bir yenilenme yaşanıyor. Bütün bunları yansıtacak bir değişimi Türkiye’de kamuoyu yeniden şekilleniyor, yeniden oluşuyor. Yaşananların verdiği derslerle herkes olaya yeniden bakma gereğini duyuyor. Böyle bir tablo içinde hiç kuşku yok yeni bir Parti Meclisiyle yola çıkmayı umut ediyoruz.
Fikret BİLA- Sayın Baykal burada kesebilir miyiz çünkü çok az vaktimiz kalmış. Reklamlara yine girelim ki, reklam sonrasında…
Deniz BAYKAL- Şunu da hemen söyleyeyim de, bir cümle söylememe izin verin. Yani biz geçmişte de sık sık yenileme yaptık. Yani bugün karşımıza aday olarak çıkan arkadaşların önemli bir kısmı o yenileme çerçevesi içinde bizim parlamento….
Murat YETKİN- O zaman yenilemeyelim böyle kalsın.
Deniz BAYKAL- Hayır, yok yok ben memnunum. Bu hareket devam ediyor. Gene yapacağız yani hiç merak etmeyin. Bir kota var yani benim kafamda. Yani belli bir kota, ihanet kotası, siyasette bu böyledir.
Murat YETKİN- İhanet kotası.
Deniz BAYKAL- Evet yani ilişki kurarsın, belli bir bekleyiş içine girersin bir süre sonra bir şey olur, sapma kayma.
Fikret BİLA- Efendim bu kaymaları reklamlardan sonra açıklayalım isterseniz. Sevgili seyirciler yeniden kısa bir reklam arası veriyoruz, az sonra beraber olacağız.
Evet sevgili izleyiciler Ankara Kulisinin son bölümündeyiz. Konuğumuz Sayın Deniz Baykal.
Efendim geçtiğimiz bölümü bitirirken enteresan bir kavram kullandınız. Ben ihanet kotası zaten hesaplıyorum bu işlerde dediniz. Acaba bu şu mu? Yani partiye çağırdığınız, milletvekili adayı gösterdiğiniz, davet ettiğiniz kişilerden işte 100 kişiyi çağırdım bunun 10 tanesi ihanet edebilir, bu normal, şu kadarı çürüğe çıkar, bu kadarı iyidir gibi bir ölçümü kullanıyorsunuz? Bu biraz ilginç geldi bize.
Murat YETKİN- Değiştireceğiniz isimlerin hepsi hain sınıfına mı giriyor ya da size muhalif olanı hain mi ilan ettiniz? Yani nedir?
Deniz BAYKAL- Yok, hayır. O başka bir şey. Yani siyasette belirleyici olan pek çok duygu var. Dayanışma, beraberlik ve güven bu temel unsurlar arasındadır. Ve bunun doğal bir parçası olarak da gene siyasette yola beraber çıkan insanların arasında bir ayrışma zaman zaman ortaya çıkar. Bu ayrışma bazen çok haklı sebeplere dayanır, bazen kişisel sebeplere dayanır ama işin doğasında bu var. Ta bunu Atatürk döneminden başlatınız, yani Atatürk’ün yola çıkarken beraber çalıştığı insanların nasıl önemli bir kısmı belli noktalarda ayrışma durumunda kalmışlardır. Kopmalar, ayrılmalar, bazen o ayırmış, bazen onları ayırmışlar. Bazen ayrılması zorunlu hale gelmiş. Yani böyle bir o ihanet sözünü böyle vatan ihaneti, partiye ihanet falan gibi anlamakta doğru değil.
Fikret BİLA- Lidere ihanet gibimi anlamak?
Deniz BAYKAL- Hayır o da değil, lidere ihanet gibi de yani. Onu bir dayanışmayı sürdüremez hale dönüşmek, bir yol arkadaşlığını götüremez konuma gelmek. Bunun bir kısmı tabi çok ayıp, çok yakışıksız, çok ahlaksız ihanet kavramını hak eden işbirlikleri şeklinde de olabilir. Yani adam gelir milletvekili olur, arkasından gider satın alır. İhaleleri alır, çıkar gider. Ya bu nasıl oldu falan der. Canım işte bu böyle.
Murat YETKİN- Var bir tane geçen dönem örneğiniz var.
Deniz BAYKAL- Tabi bir de var, daha da fazla var. Şimdi neyse girmeyelim isimlere. Yani böyle olaylarda olur. Ya da ne bileyim çok iyi duygularla beraber bir arkadaş grubu olarak yola çıkarsın, bir süre sonra bakarsın yollar ayrıldı. Niye ayrıldı? İşte şudur. Benim söylemek istediğim buralarda belli bir kotayı, kontenjanı beraber çıktığınız ekibin bir süre sonra belli bir oranda ayrışmaya sürüklenebileceği gerçeğini içinize sindirmeniz lazım. Önceden planlayarak falan yapabilir, filan yapabilir diye bir düşünce mümkün değildir. Ama bizim yaşadığımız gerçekte son dönemde bunu ortaya koyuyor. Ön seçim yapıyoruz. Ön seçimde birinci sıraya geliyor ilk ayrılan o oluyor. Yani örgüt getiriyor. E ne olacak? Milletvekillerinin bir kısmı ayrılıyor. Yanlış adam seçtin de ondan böyle oldu demek mümkün. Ama bazen yanlış adamı önseçim seçiyor. Bir değil birden fazla yerde bu oluyor.
Fikret BİLA- Genel Başkan adayı olmak hep yanlış anlamamı gelir?
Deniz BAYKAL- Kesin değil.
Fikret BİLA- Çünkü sizde CHP’ye öyle geldiniz.
Deniz BAYKAL- Canım olur mu çıkan arkadaşlar hepsi çok değerli insanlar. Yani bunları her vesileyle söylüyorum. Partililiklerinden bir kuşkum yok, dürüst ve ahlaklı insanlar olduğundan kuşkum yok. Elbette herkes böyle hak sahibi olabilir. Ama herkes bana şunu soruyor. Yani ne oldu bu yanında. Ya kardeşim yanımda da olsa bu böyle işte. Yani bunu doğal karşılamak lazım. Siyasetin doğası. Yollar belli bir oranda ayrılır. Ama hiç ayrılmamada vardır. Ta başından beri aynen yürüdüğün insanlarda vardır. Bu bütün ciddi siyasi hareketlerde Demirel’de de vardır, Atatürk’te de vardır, İnönü’de de vardır, bizlerde de vardır, Ecevit’te de vardır. Yani Ecevit’te de boyuna ayrışmalar oldu. Bende ayrışanlardan birisiydim o dönemde. Yani bunlar çok doğal. Bu ayrışma, kopma diyelim. Bu kopmaları belli bir oranda kopmayı daha nötr bir ifadeyle aktarayım. Bir kısmı ihanet sözünü hak ediyordur. Yani, bu bizim Genel Başkan adayları içinde. Son aday olanları tenzih ediyorum, onlar değil. Ama kopma çok doğaldır siyasette. Bunu hesaba katmak lazım”
Fikret BİLA- Sayın Baykal efendim çok teşekkür ediyoruz programımıza katıldınız ve sorularımızı cevaplandırdığınız için. Sevgili izleyiciler haftaya yeni bir konu ve yeni bir konukla yeniden birlikte olmak umuduyla hepinize iyi günler diliyoruz.
Gönderildi Cumartesi, Ekim 20th, 2007 at 01:36 and is filed under Genel Başkanlar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.