Seçim Sitesi

Seçim Haberleri, Seçim Anketi

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN ULUSA SESLENİŞ KONUŞMASINI

Mart 3rd, 2007 by goto

Sevgili Vatandaşlarım…
Aylık buluşmamızın başında sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.
Türkiye ekonomisinde 4 yıl önce başlattığımız yeniden yapılanma ve atılım süreci hamdolsun hız kesmeden devam ediyor.
Bildiğiniz gibi, ben, bardağın boş tarafı ile dolu tarafını karşılaştırmayı seviyorum.
Bunun bizi daha doğru, daha hakkaniyetli bir neticeye götüreceğine inanıyorum. Sürekli olarak bardağın boş tarafına bakmak, sadece onu nazara almak, her şeyden önce kendi kendimize büyük bir haksızlık olur.
Millet olarak kendi başarılarımızı küçümsemiş, aldığımız mesafeleri yok saymış oluruz.
Bunun sonucunda da ümitsizlik ve karamsarlık gibi tehlikeli bir hastalığa düçar oluruz.
Dönüp bakın, göreceksiniz ki, gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin en büyük düşmanı karamsarlık hastalığıdır.
Hangi millet bu hastalığa yakalandıysa kaybetmiştir.


Kendine olan saygısını yitirmiştir, inancını, daha iyi bir gelecek umudunu kaybetmiştir.
Biz, yokluklar, imkânsızlıklar içinde bile ye’se kapılmamış, umudunu yitirmemiş, özgüvenini kaybetmemiş bir milletiz.
İstiklal mücadelemizi zafere ulaştıran şey işte bu yüksek ruh olmuştur.
İstikbal mücadelemizi de aynı ruhla umutlarımızı canlı tutarak sürdürmek durumundayız.
Bugün, düne göre umutlu olmak için çok daha fazla sebebimiz var.
Bardağın artık daha fazlası dolu olan bir Türkiye var.
Bunu görmek için Türkiye’nin son 20 yılına şöyle bir bakmamız yeterli olacaktır.
Bakın, bardağın tamamını görmeniz için ben size kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.
Türkiye ekonomisi, 1980′li yıllarda, bir dünya ekonomisi olma yolunda tarihi adımlar attı.
Ekonomik serbestleşme demokratik açılımlarla desteklenince çok kısa zamanda etkisini göstermeye başladı, Türkiye’ye büyük bir sıçrama fırsatını verdi.
Ne yazık ki bu demokratikleşme süreci, özellikle de ekonomideki açılımlar 90′lı yıllar boyunca yapısal reformlarla desteklenemedi.
Enflasyon patladı, işsizlik ve yoksulluk arttı, güven kaybı piyasaları vurdu.
Siyasi istikrarsızlık ve belirsizlikler, hem ekonominin ağır kayıplar verdiği krizlere, hem de serbestleşme sürecinin aksamasına yol açtı.
Onun için biz iktidara gelirken dedik ki, ekonomik kalkınma ile demokratik reformları birlikte gerçekleştireceğiz.
Dedik ki, özgürlük ve refah ikiz kardeş gibidir.
Son 4 yıllık icraatlarımız ve aldığımız neticeler de bu gerçeği açıkça ortaya koydu.
Değerli Vatandaşlarım…
Biz son 20 yılda bunları yaşarken dünyada neler oldu diye baktığınızda kayıplarımızın ne kadar acı olduğunu çok daha iyi görürsünüz.
Bakınız, Avrupa kıtası İkinci Dünya Savaşı’ndan yorgun ve yıkılmış olarak çıktığı halde kısa zamanda toparlanmayı başardı.
80′li yıllara kadar dünyaya kapalı olan rejimler, açıklık politikası izlemeye başladılar.
Bunda belirli ölçülerde başarılı da oldular.
Ne yazık ki Türkiye, bütün o 90′lı yıllarını heba etti.
Biz onun için dünyaya açık bir ekonomi, dünyaya açık bir Türkiye diye yola çıktık.
Çünkü açıkça görüyorduk ki, geciktirilen demokratik reformların, siyasi istikrarsızlığın halkımız üzerindeki etkisi çok ağır olmuştu.
Çöken Avrupa toplumları ayağa kalkarken biz İkinci Cihan Harbini yaşamadığımız halde sosyal çöküntü tehlikesi yaşıyorduk.
İşsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımındaki eşitsizliğe paralel olarak göç ve terör olayları Türkiye’nin uzunca bir süre vakit kaybetmesine, ağır bedeller ödemesine yol açtı.
Oysa Türkiye’nin potansiyeli, zenginlikleri, imkânları ve sunduğu fırsatlar tüm bu belirsizlikleri aşmak, hayalleri gerçek kılmak, Türkiye’yi kalkındırmak için yeterliydi.
Önce milletimizin kendine güvenini yeniden tesis etmemiz gerekiyordu.
Hamdolsun bunu başardık.
Ekonomi ve siyasette istikrarı yeniden sağladık.
Dikkat ederseniz onun için artık her vesileyle diyorum ki, şimdi büyük bir sosyal restorasyon sürecinden geçiyoruz.
Toplumsal barışımızı güçlendiren adımlar atıyor, sosyal istikrar bütçeleri yapıyoruz.
80′li yıllarda başlayan açılım sürecini tekrar hızlandırdık.
Kaybettiğimiz yılları telafi ettik, Türkiye’yi yeniden dünya ligine taşıdık.
Demokrasi olmadan kalkınma da olmaz.
Refah olmadan özgürlük de olmaz.
Bu ikisi birbirinin hem sebebi hem de sonucudur.
Dünyada büyük yankı bulan, ’sessiz devrim’ olarak nitelendirilen tarihi adımları bunun için attık.
İnsanımızın hayat kalitesini yükseltmek için bunu yaptık.
Aktif bir dış politikayla desteklediğimiz AB üyeliğinde en kritik aşamaları bu kararlılıkla geçtik.
Bu adımların arkasında, Cumhuriyetimizin kuruluş idealleri ve milletimizin değişim iradesi vardır.
Türkiye bu adımlarla artık, geri dönülemez biçimde bir güven ve istikrar ülkesi olmuştur.
Bu yapısıyla da hem bölgesel hem de küresel ölçekte barış ve refaha, insanlığın ortak geleceğine önemli katkılarda bulunmaktadır.
Değerli Vatandaşlarım…
Son 4 yılda Türkiye, krizler ülkesi olmaktan çıktı, fırsatlar ve imkânlar ülkesi haline geldi.
Türkiye’nin kronik sorunu olan yüksek ve belirsiz enflasyonu, son 4 yıl içinde kademe kademe düşürerek 30 yılı aşkın bir süreden sonra ilk kez tek haneli oranlara indirdik.
Hatırlarsanız, 1985 yılında % 44 olan yıllık enflasyon, sonraki yıllarda daha da artmış, % 125 seviyelerine kadar çıkmıştı.
Yüksek enflasyon karşısında paramız pul olmuştu.
80 ve 90′lı yıllar boyunca sürekli sıfır eklenen milli paramızdan bu sıfırları atmak bizden önce gelen her iktidarın sadece hayali oldu.
1 Ocak 2005 tarihi itibariyle biz bu hayali gerçekleştirdik ve paramızdan 6 sıfırı attık.
Büyümede de geride bıraktığımız 20 yılda inişli çıkışlı bir dönem yaşadık.
Kimi zaman yüksek oranlarda büyüyen Türkiye ekonomisi, hemen ardından daralmalar yaşadı.
İlk kez bizim dönemimizde, yani bu dönemde Türkiye istikrarlı bir büyüme sürecini yakalamayı başardı.
19 çeyrektir kesintisiz büyüyoruz.
Bu sayede özellikle yatırımcılar için öngörülebilir yepyeni bir dönem başlamış oldu.
Hedefimiz inşallah Türkiye’yi en gelişmiş dünya ülkeleri arasına taşımaktır.
Fert başına düşen milli gelire bakalım.
Ah benim sevgili vatandaşım.
1985 yılında sadece 1.334 Dolar, 2002 yılına kadar inişli çıkışlı bir seyir izlemiş ve 2.500 Dolar seviyesini aşamamıştır.
Bu alanda da yine son 4 yıl içinde rekor bir artış elde ettik, 3 Kasım öncesi söz verdik, dedik ki 5 yıl içerisinde biz bu hedefi 5.000 Dolara çıkaracağız ve hamdolsun biz 4’üncü yılın sonunda 5.000 Dolar hedefini aşmış bulunuyoruz.
Kuşkusuz biz gelinen bu seviyeyi yeterli görmüyoruz, bu başarıyla yetinmiyoruz.
Türkiye bugün dünyanın en büyük ilk 20 ekonomisi arasına yükselmiştir.
Hedefimiz, Cumhuriyetimizin 100. yılında ülkemizi dünyanın en gelişmiş ilk 10 ülkesinden biri haline getirmektir.
Türkiye, artık sadece yakın geleceğini değil, uzak geleceğini de şekillendirebilme noktasına gelmiştir.
Günü kurtarma deyimi siyasi literatürümüzden çıktıysa işte bu yüzdendir.
Burada bir hususu tekrar tekrar vurgulamakta yarar görüyorum.
Sevgili Vatandaşlarım.
Yakaladığımız bu güven ve istikrar ortamını hepimiz korumalıyız.
Zor elde ettiğimizi kolay kaybetmemek için azami dikkat göstermek durumundayız.
Bizler, siyasetin de, ekonominin de, sosyal hayatın da çalkantılardan geçtiği bir dönemden bugünlere geldik.
Türkiye’nin önüne büyük hedefler koyduk.
İnşallah hep birlikte bu hedefleri tek tek yakalıyoruz.
Bugün, sadece dış politika ve ekonomik alanlarda değil, hak ve özgürlükler alanında da ülkemiz büyük bir itibar kazanmıştır.
Bu güven ve istikrar zemininin korunması sadece hükümetimizin değil, toplumsal sorumluluk duyan herkesin katkılarıyla mümkün olacaktır.
Biz, enflasyonun tamamen vatandaşlarımızın gündeminden düştüğü, sosyal istikrarını pekiştirmiş, aralıksız büyümeye devam eden, fert başına milli geliri 10.000 Doları geçen, işsizlik, yoksulluk sorununu çözmüş, özgür dünyanın en ileri ülkeleri arasında yerini almış, güçlü ve müreffeh bir Türkiye hedefliyoruz.
Bu hedefi ulaşılamaz görenler, sadece 4 yıl içinde Türkiye’nin nereden nereye geldiğine baksınlar yeter.
Başta da söylediğim gibi bugün hamdolsun bardağın çoğu dolu, azı boş hale gelmiştir.
İnşallah bu hedeflerimizi tutturacak, bu vesileyle esnafımızın, köylümüzün, çalışanlarımızın, sanayicinin şartlarını bugünkünden çok daha ileri seviyelere taşıyacağız.
Türkiye’nin durumu, Türkiye’nin şartları, Türkiye’nin göstergeleri 4 yıl öncesinden kat kat iyi duruma gelmiştir, bundan sonrasında da bugünkünden çok daha iyi durumda olacaktır.
Hiç kuşkusuz bu vakit alacaktır, ancak 4 yılda katettiğimiz mesafeye bakınca, geleceğe dair umutlarımız daha da artıyor.
Sevgili Vatandaşlarım…
Bakınız, geçtiğimiz günlerde bütçe performansımızın sonuçlarını sizlerle paylaştık.
2002 yılında görevi devraldığımızda bütçe açığının gayri safi milli hâsılaya oranı %14,6 iken, 2006 yılı sonu itibariyle bu oran % 0,7’ye kadar gerilemiş bulunuyor.
Yani 2002 yılında yaklaşık 40 milyar YTL ile devraldığımız bütçe açığı, 2006 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 3,9 milyar YTL’na kadar düşmüştür.
Dikkatinizi çekerim, son 30 yılın en düşük bütçe açığıdır bu.
Bunun anlamı nedir?
Bunun anlamı, nihayet ayağımızla yorganımızı birbirine denk getirmeyi başardığımızdır.
Daha açık bir ifadeyle denk bütçeyi artık yakalıyoruz.
Bütçe açığı konusunda Türkiye 2002 yılında Avrupa ülkeleri içinde en kötü durumundayken, bugün bu konuda İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa ve Yunanistan başta olmak üzere birçok ülkeden daha iyi bir duruma gelmiştir.
Ülke olarak ekonomide nereden nereye geldiğimizi çok manidar bir şekilde ortaya koyacak bir başka gelişmeyi daha dikkatinize getirmek istiyorum.
Sizlerin de yakından bildiğiniz gibi, Türkiye’nin IMF üyeliği daha 1947 yılında başlamıştı.
Yani bizimle başlamadı bu süreç, 1947 yılında…
Türkiye bugüne kadar IMF ile tam 19 adet stand-by anlaşması gerçekleştirmiştir.
Bunların 18’i bizden önce yapılmış sadece sonuncusu, bir tanesi bizim dönemimizde olmuştur.
Üstelik bizim dönemimizde yapılan anlaşma, bir krizin, bir çaresizlik durumunun ardından değil, tamamen bizim kendi irademizle, kendi isteğimizle yaptığımız anlaşma olmuştur.
Şuraya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum:
Bize kadar yapılan bu anlaşmalar 1947’den 2003’e kadar olan dönemde gelen tüm iktidarlar borçlanmışlar, almışlar ödemişler, almışlar ödemişler, ama nihai olarak 23.5 milyar Dolar borcu bizim hükümetimize bırakmışlar.
Peki biz ne yapmışız?
Aldığımız bu IMF borcunu yani 23.5 milyar Doları biz ödemeye başlamışız ve şu anda bizim IMF’ye 8.5 milyar Dolar borcumuz kalmış.
Borçlanan onlar, ödeyen biz.
Bu arada, milli bankamız var.
Geldiğimizde 26,8 milyar Dolar döviz rezervi vardı Merkez Bankamızın.
Sevgili vatandaşlarım, şimdi merkez bankamızın döviz rezervi nerede biliyor musunuz?
65 milyar Dolara çıktı.
Demek ki yolsuzluğun, usulsüzlüğün, israfın önü kesildiğinde, kaynaklar akıllıca kullanıldığında, bütün bunlar olabiliyormuş.
İnşallah, Türkiye’nin yarınki manzarası, bugünkünden daha mutlu, daha müreffeh, daha sevindirici olacaktır.
Sevgili Vatandaşlarım…
Sizlerle her buluşmamızda özellikle geçen bir ay içinde Türkiye’nin hangi bölgelerinde hangi tesisleri hizmete açtığımızı, nerelerde hangi yatırımları faaliyete geçirdiğimizi tek tek anlatıyorum.
Çünkü bu yatırımlar, mutlu ve müreffeh Türkiye’nin ayak sesleridir.
Şükürler olsun hem kamuda, hem de özel sektörde yatırımlarımız, sadece belli şehirlerimizde, bölgelerimizde değil, Türkiye’nin 81 vilayetinde istikrarlı bir şekilde sürüyor.
Şubat ayı içinde de önemli açılışlar gerçekleştirdik, Türkiye’ye önemli tesisler kazandırdık.
3 Şubat’ta Manisa’da önce dünya standartlarında beyaz eşya ve elektronik sanayi ürünleri üretecek 5 fabrikayı hizmete açtık.
Ve Vestel City’ye ait olan bu fabrikaların açılışını yaparken 4000 insanımızın ekmek kapısı olacak böyle bir Vestel City içerisinde bulunmak gerek şahsıma gerekse tüm arkadaşlarıma ülkem adına bir iftihar vesilesi olarak gurur verdi.
Ve ben bundan dolayı da bu özel sektördeki müteşebbisimizi kutluyorum.
Ardından TOKİ’nin Manisa’da yaptırdığı 559 konutun anahtarlarını sahiplerine teslim ettik.
Ve bu konutların sosyal donatıları arasında spor tesisi ve 24 derslikli bir ilköğretim okulu bunun yanında alışveriş merkezi bütün bunları aynı törende hizmete verdik.
Ve bununla kalmadık yine aynı tören içerisinde Manisa’nın doğalgaza kavuşmasının heyecanını ve mutluluğunu oradaki vatandaşlarımızla paylaştık.
Burası da çok önemli.
Hala yatırım yapılmadı ki diyorlar.
Sadece toplu konutta, sevgili vatandaşlarım, şu ana kadar yapılmakta olan inşaat sayısı 220.000’i geçmiş vaziyette.
Bunların 120.000’ini sahiplerine teslim ettik, diğerleri yapılıyor.
Yılsonuna kadar bu rakam 250.000 olacak.
9 olan doğalgazlı illerimizin sayısı hamdolsun 43′e ulaştı, hedef inşallah bu yılsonuna kadar bunu 60’a çıkarabilmek.
Bunların hepsi bizim için medeniyet yolunda çağdaşlık yolunda atılmış çok önemli adımlar.
8 Şubat’ta Gürcistan’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın Aliyev ve Gürcistan Devlet Başkanı Sayın Saakaşvili ile birlikte Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu Projesi’nin imza törenini gerçekleştirdik.
Bunlar, hep konuşulan ama adımları atılamayan şeylerdi.
Şimdi düşünebiliyor musunuz?
Kars’tan Tiflis’e, Tiflis’ten Bakü’ye demiryoluyla bağlanacak ordan ta Orta Asya’ya gideceğiz, Çin’e gideceğiz.
Tarihi İpekyolu bu defa bir demiryolu olarak döşenmiş olacak.
Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce yine Azerbaycan ve Gürcistan ile birlikte, bölgedeki en büyük enerji projelerden biri olan Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı’nı da hizmete açmıştık.
Bunun yanında şimdi yeni bir atılım da Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Projesi, diğer adıyla Şahdeniz projesi.
Ve bütün bunlara birlikte bu demiryolu projesinin tamamlanmasıyla Türkiye; Asya ve Avrupa kıtaları arasında stratejik bir ulaşım koridoru olma özelliğini kazanmış olacak.
Bu proje, sadece ulaşım açısından değil, sadece jeostratejik açıdan değil, Avrupa’dan Asya’nın derinliklerine uzanan çok geniş bir coğrafyada toplumlar arası ilişkilerin, dostluk ve barış ortamının güçlenmesi açısından da son derece önemlidir.
Değerli Vatandaşlarım…
Şubat ayındaki bir başka ziyaretimizi de, Rize’ye gerçekleştirdik.
Orada da Tevfik İleri Anadolu Meslek Lisesi ve Rize İsmail Kahraman Kültür Merkezi’ni hizmete açtık, Rize Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası’nın da temelini attık.
Hemen ardından 11 Şubat’ta Trabzon’a geçerek, bölgede faaliyet gösteren çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcileriyle ve vatandaşlarımızla çaplı bir toplantı yaparak bir araya gelme fırsatı bulduk.
Son zamanlarda yaşadığımız acı olaylarla ilgili olarak Trabzon’umuzun üzerinde oynanan Trabzonlu vatandaşlarımızın üzerinde oynanan oyunlara orada dur demek suretiyle vatandaşlarımızın hissiyatına ortak olduk,
Trabzon’un bu ülke için ne kadar önemli olduğunu, Trabzon insanının rencide edilmesine asla müsamaha göstermeyeceğimizi bir kere daha kendilerine ifade ettik.
13 Şubat’ta bu defa Kahramanmaraş’a geçerek hem şehrin düşman işgalinden kurtuluşunu vatandaşlarımızla birlikte coşku içerisinde kutladık, hem de 57 fabrikayı hizmete açtık, 47 sanayi tesisinin de temelini attık.
Temelini attığımız tesislerle birlikte 8.000’in üstünde insanımıza yeni iş kapıları açılmış, 8.000’in üstünde ailemize geçim imkânı sağlanmıştır.
Bütün bu yatırımlar, bugünün sıkıntılarının yarınlara da taşınmaması, şehirlerimizin kalkınması, insanlarımızın hayat standartlarının yükselmesi, nihayetinde Türkiye’nin büyümesi, güçlenmesi için…
Türkiye’nin her köşesinde bu heyecan, bu faaliyet, bu seferberlik sürüyor.
Ve aynı Kahramanmaraş’ta okulların açılışını yaptık.
Yeni okullar için sağ olsun hayırseverlerimizden taahhütler aldık, Kahramanmaraş Sanayi ve Ticaret Odasında yaptığımız toplantıda…
Ufukta beliren aydınlık günlere her gün, her adımla biraz daha yaklaşıyoruz.
İnşallah bu anlayışla, bu istek ve arzuyla, bu ruh ve bilinçle, bu birlik beraberlikle yolumuza ciddiyetle, kararlılıkla, azimle devam edeceğiz.
Her zaman söylüyorum; Türkiye için hiçbir hedef ulaşılamaz değildir, ulaştığımız her hedefin daha büyüğüne, daha yükseğine ulaşmak için çalışıp çabalayacağız.
Aziz Vatandaşlarım…
Artık dünün gerçekleriyle, dünün kaideleriyle yaşama imkânına sahip değiliz, bugünün ve geleceğin ihtiyaçlarını da düşünmek, bu ihtiyaçlara uygun kanuni altyapıyı da hazırlamak zorundayız.
İşte, Petrol Piyasası Kanununda Türkiye’nin çok önemli, çok temel bir meselesine çare olacağına inandığımız düzenlemeler Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Bu yeni yasal düzenlemeyle birlikte yolsuzlukla mücadele alanında dev bir adım atıyor, maalesef yıllardır üstüne gidilemediği için çok büyük boyutlara ulaşan akaryakıt kaçakçılığının önünü kesiyoruz.
Bu düzenlemeyle yolsuzluğun en büyük kalemini kırmış oluyoruz.
Ülkemizde 1990 yılından bugüne kadar araç sayısı tam 4 kat artmasına rağmen, 2006 yılında Türkiye’de satılan akaryakıt miktarı hala 1990 yılı seviyesinde görünüyor.
Suiistimalin ne kadar büyük olduğunu görüyor musunuz?
Sevgili vatandaşlarım, bu ülke böyle sömürüldü.
Petrol aldığımız 48 ülkenin 31′inden Türkiye’ye sattıkları petrolün kayıtlarını aldık, onların kayıtları ile Türkiye’nin resmi kayıtları arasında, rakama özellikle dikkatinizi çekiyorum, tam 18,7 milyar Dolarlık bir fark görünüyor.
ÖTV, KDV ve EPDK payı da eklenince fark 38 milyar Doları buluyor.
Nereye gidiyor bu 38 milyar Dolar?
Kaçakçıların, suiistimal çetelerinin cebine gidiyor.
İşte Petrol Piyasası Kanununda yaptığımız değişiklikle bu kaçakların, bu suiistimallerin, bu hırsızlıkların, bu ülkenin geleceğini çalan ağır yolsuzlukların önüne geçiyoruz.
Kimsenin bu ülkenin kaynaklarını tüketmesine, bu milletin sırtından geçinmesine, çocuklarımızın geleceğini çalmasına müsamaha gösteremeyeceğiz, göstermeyeceğiz.
Ama burada bir şeyi özellikle söylüyorum.
O da şu: Değerli kardeşlerim, biz çomağı o kovana çoktan soktuk, ama bu iş sadece bizimle olmuyor, bunu da açıkça söylüyorum ve buraya da bir soru işaretini özellikle koyuyorum.
Aziz Vatandaşlarım…
Türkiye, Ortadoğu’da barışın tesisi için üstüne düşen rolü en üst seviyede yerine getirmek için gayretlerini bütün hızı ve ağırlığıyla sürdürüyor.
Her zaman ifade ettiğimiz gibi biz, Ortadoğu barışının, küresel sorunların çözümünde anahtar role sahip olduğuna inanıyor, bu konuda uluslararası toplumun gayret ve hassasiyetini arttırması gerektiği fikrini savunuyoruz.
6 Şubat günü Ankara’ya gelen Pakistan Devlet Başkanı Sayın Pervez Müşerref’le Ortadoğu’da yeni barış imkânlarını değerlendirdik.
Birlikte neler yapabileceğimiz üzerinde durduk.
Bu arada ülkemizi ziyaret eden İsrail Başbakanı Ehud Olmert ile yaptığımız görüşmelerde de görüşlerimizi bir kere daha açıklıkla ifade ettik.
Sayın Olmert’e, Filistin’de güçlü bir yönetimin oluşmasını, Filistin-İsrail çatışmasının barışçı bir zemine kavuşması bakımından zaruri gördüğümüzü bir kere daha vurgulama imkânı bulduk.
Ve Mekke anlaşmasına herkesin olumlu yaklaşması gerektiğini söyledik ve Mekke anlaşması noktasında çok önemli bir adımını atıldığını, gerek Hamas gerekse El-Fetih noktasında buradaki hakikaten karşılıklı olumlu yaklaşım bir defa Filistin’in geleceği açısından önemli bir adımdır.
Biz Türkiye olarak bu süreci destekliyoruz ve bu sürecin yanındayız.
Yine bu ay içinde yine İsrail tarafından başlatılan ve bölgede tansiyonu yükselten kazı çalışmaları konusundaki hassasiyetimizi kendilerine ilettik.
Sayın Olmert’le, Türkiye olarak oluşturacağımız bir teknik heyetin Mescidi Aksa etrafındaki kazı bölgesinde teknik bir incelemede bulunması konusunda mutabakata vardık.
Türkiye olarak amacımız bölgede çatışmayı doğuran her türlü gelişmenin karşısında barış adına girişimlerde bulunmak, barış zeminini güçlendirmektir.
Onun için de böyle bir teknik heyetle buraya gidip; burada gerçekten yapılan bu kazı çalışmaları bir köprü çalışması mıdır?
Yoksa orada bizim bir kutsal değerimiz olan, dünyadaki tüm Müslümanlar için bir kutsal anlamı, yeri, konumu olan Mescid-i Aksa’yı tehdit eden bir girişim midir?
Bunu araştırıp ona göre değerlendirmede bulunabilmektir.
Bu arada Cidde Ekonomi Forumu’na katılmak için gittiğimiz Suudi Arabistan’da da Sayın Kral Abdullah ile biraraya gelerek Ortadoğu’daki son gelişmeleri ele aldık.
Gerilim ve çatışmaları önlemek için bundan sonra da müşterek çaba gösterme konusunda mutabık kaldık.
Kendilerine bu Mekke anlaşmasıyla ilgili bulundukları girişim sebebiyle teşekkür ettik.
Gerçekten bu önemli bir adımdı.
İnşallah önümüzdeki günlerde bu gayretlerimizin somut neticeleri ortaya çıkmaya başlayacaktır.
Türkiye büyük bir ülkedir, önemli bir küresel aktördür, bölgemizde ve dünyada barışın tesisi için elbette yapabileceği çok şey vardır.
Bu önemli gerçeği bir kez daha vurgulayarak sözlerime son veriyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Kalın sağlıcakla…
(28.02.2007)

Gönderildi Cumartesi, Mart 3rd, 2007 at 01:33 and is filed under Genel Başkanlar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş yapın.