BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN ULUSA SESLENİŞ KONUŞMASI
Şubat 1st, 2007 by goto
Sevgili vatandaşlarım…
Aylık buluşmamızın başında sizleri, en kalbi duygularımla selamlıyorum.
Türkiye için son derece verimli geçeceğine inandığım 2007 yılının ilk ayını tamamlamak üzereyiz.
Türkiye’mizde artık her ay güzel gelişmeler oluyor.
Eskiden yılda bir kez bile yaşandığında büyük heyecanlara sebep olan, gündem değiştiren iyi haberler artık günlük rutin haline geliyor.
Bundan da ayrı bir memnuniyet duyuyorum.
Türkiye’nin ve Türk milletinin gündeminde artık krizler değil, fırsatlar var.
Gerek tek tek bireyler, gerekse millet olarak karşımıza çıkan fırsatları en iyi şekilde değerlendirmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz.
Unutmayalım ki, yarın bizi nasıl bir hayatın, Türkiye’yi nasıl bir geleceğin beklemesini istiyorsak, bugün tercihlerimizi ona göre yapmak durumundayız.
Siyasette de, işte de, okulda da, evde de bu bakışı hepimizin kazanması, geleceğimiz bakımından büyük önem taşıyor.
İster öğrenci olalım, ister ev kadını, ister memur, ister bürokrat olalım; ister işveren, ister işçi, ister seçmen, ister siyasetçi olalım; hepimizin kaderi birbirine bağlıdır.
Hangimiz görev ve sorumluluklarımızı ihmal edersek bilelim ki, fatura toplum olarak hepimize çıkacaktır, çıkmaktadır.
Hatalarımızı yalnız işlesek de, bedellerini hep birlikte ödüyoruz.
Bu bilinci mutlaka yükseltmek durumundayız.
Sadece bugünkü huzur ve refahımız bakımından değil, belki ondan da çok yarınlarımız bakımından mesuliyetimizin ne kadar büyük olduğunu hepimiz idrak etmek durumundayız.
Zira kritik bir aşamada bulunuyoruz.
Millet olarak büyük bir sıçramanın eşiğinde bulunuyoruz.
Ya krizlerin hep fırsata döndürüldüğü bir geleceği inşa edeceğiz, ya da eski günlerde olduğu gibi fırsatlarımızı bile krize çevirdiğimiz kısır döngülere geri döneceğiz.
Lütfen o siyasi felç dönemlerini iyi hatırlayın.
Türkiye’nin içe kapandığı, bir fasit daire içinde bütün zamanını ve enerjisini kendi kendisiyle uğraşarak zayi ettiği o fetret günlerini iyi hatırlayın.
Kaybettiğimiz yılları şimdi geri getirmek mümkün mü?
O yıllar, milletimizin, memleketimizin ömründen gitti.
O yıllar, Türkiye’nin ömründen gitti.
O yıllar hepimizin, sizin, benim, ömürlerimizden gitti.
Şimdi soruyorum, çocuklarımızın ömründen de yıllar eksilsin mi?
Onlar da sonra geriye bakıp yıllarını ne için, ne uğruna heba ettiklerini mi sorsunlar?
Türkiye’nin neden geri kaldığını biz yeterince tartıştık, konuştuk.
Onlarda mı hayatlarını bu tartışmayla geçirsin?
İşte bütün bu sorulara eğer hayır diyorsanız, o zaman tercihinizi istikrardan yana yapıyorsunuz, demektir.
O zaman siz de, benim gibi kendi içinde ihtilaflı bir toplum olarak kalmak istemiyorsunuz demektir.
O zaman siz de, içeride birbirimizle uğraşırken dışarıda neleri kaçırdığımızı merak ediyorsunuz demektir.
İşte biz bunun için dünyaya açık bir Türkiye istiyoruz dedik.
Türkiye’yi dünyaya açtık, dünyayı da Türkiye’ye getirdik, getiriyoruz.
Onun için Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi biz de diyoruz ki, milleti sevmek ona hizmet etmekle olur.
Eğer vatanı, milleti sevme iddiasındaysak o zaman yaptıklarımızın vatana, millete ne kaybettirip ne kazandırdığına iyi bakmak durumundayız.
Milletimizin birlik ve beraberliğine, huzur ve istikrarına kastedenlerin oyunlarına karşı hepimiz uyanık olmalıyız.
Türkiye’yi tekrar dünyadan koparmak, yalnızlaştırmak, kendi içinde birbirine düşürmek isteyenlerin gayretlerine tanık oluyoruz.
Bunu vatanseverlik kılıfı altında yapanlar olduğunu da biliyoruz.
Elbette başarıya ulaşmaları mümkün değildir.
Ancak sosyal yapımızı tahrip etmelerine de izin veremeyiz.
Bu sadece güvenlik tedbirleriyle halledilecek bir mesele de değildir.
Mesuliyetimin gereği olarak bu uyarıyı yapıyorum:
Milletimizin iyiliğine, menfaatlerine hizmet etmeyen hiç bir söyleme iltifat etmeyin.
Unutmayın ki, zihinleri bulandıran, şiddet ve nefret gibi tehlikeli karışımlar içeren hiç bir söylem, ne adına olursa olsun millete hizmet etmeyecektir.
Tarihte ve günümüzde bu tür söylem ve çağrıların yükseldiği toplumlara dönüp bakın.
Yoksulluk, felaket, acı ve gözyaşı görürsünüz.
Hamaset yaparak yükselen, refaha, huzura kavuşan hiç bir millet gösteremezsiniz.
Hamaset hep, yükseldiği toplumların hayat kalitesini düşürmüştür.
Temel nedenini ben size söyleyeyim, çünkü hamasetin içinde öfke, nefret ve şiddet vardır.
Öfkeyle kalkan, unutmayın, zararla oturur.
Keskin sirke de sadece küpüne zarar verir.
Biz öfkeyle değil, aklıselim ile anılan bir milletiz.
Tarihte de hep öyle olduk.
Mutlulukla görüyoruz ki bugün de milletimiz, öfke ve nefretin tuzağına düşmeyecek kadar uyanıktır, aklıselim sahibidir.
Allah milletimize siyasi felç dönemlerini, fetret dönemlerini bir daha yaşatmasın diyorum.
Sevgili vatandaşlarım;
Artık yargı aşamasında olduğu için ayrıntılarına girmeyeceğim.
Ancak önemli bulduğum bir hususu tekrar vurgulamakta yarar görüyorum.
Hırant Dink cinayetinin bütün yönleriyle aydınlatılması, adaletin yerini bulması bakımından elbette kutsal bir görev yerine gelmektedir.
Bunun yanında, huzur ve istikrarımıza, birlik ve beraberliğimize, düşünce özgürlüğüne ve demokrasimize kastedenlerin benzer alçakça girişimlere bir daha cesaret edememeleri bakımından da sonuca ulaşmamız büyük önem taşıyor.
Biz yürütme olarak bu sorumlulukla hareket ettik ve ediyoruz, edeceğiz.
Bu mücadelede polisiye tedbirler elbette önemlidir.
Bu konuda emniyet güçlerimiz varsa hatalarından da dersler çıkartarak üzerlerine düşeni yapma gayreti içindedirler.
Nitekim çabuk, dikkatli ve kapsamlı hareket edilerek Hırant Dink cinayetinin zanlısı, olayın üstünden sadece 32 saat geçmişken yakalanmıştır.
Bununla yetinilmeyerek olayla ilgili bağlantıları olabilecek herkes incelemeye alınmış, cinayeti hazırlayan ilişkiler ağını çözmek için çalışmalar derinlemesine sürdürülmüştür, halen de sürdürülmektedir.
Bu ülkenin birliğini, huzurunu, güvenliğini ve istikrarını korumak konusunda hepimiz hassas olmak, dikkatli olmak, uyanık olmak zorundayız.
Bakınız bu hadise, Türkiye’de huzur ve istikrarın, ne kadar önemli kazanımlar olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur.
Türkiye’nin bugünlerine sahip çıkmak, yarınlarını kazanmak anlamına gelmektedir, bunu da hepimiz iyi bilmeliyiz, iyi anlamalıyız.
Popüler kültürün oluşmasında payı olan herkes, bu ülkenin geleceği adına, toplumumuzun huzuru ve selameti adına üzerine düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getirmelidir.
Birlik ve beraberliğimiz her şeyin üstünde tutulmalı, günlük polemiklere malzeme edilmemelidir.
Gelin hep birlikte interneti silaha dönüştüren, uyuşturucuya, cinsel sapkınlığa dönüştüren sanal çetelere hep birlikte savaş açalım.
Temiz internet kampanyası başlatalım.
Biz bunun hukuki altyapısını oluşturmak için hükümet olarak çalışmalarımızı yoğunlaştırdık.
Sizler de, en başta internet servis sağlayıcıları, hazırlayıcı ve kullanıcıları, kafecileri olmak üzere anne babalar, öğretmenler, gazeteciler, televizyoncular, sivil toplum örgütleri olarak bu kampanyaya katılın.
İnterneti, her türlü kirlilikten arındıralım.
Yavrularımız için güvenli bir alana, temiz bir bilgi ve iletişim kaynağına dönüştürelim.
Değerli vatandaşlarım…
İnsana önem veren, hayat kalitesini yükseltmeyi hedefleyen bir anlayışla, dünyaya açık, değişime açık, yeni fikirlere, yeni projelere, yeni atılımlara açık ve değerlerine de bağlı bir ülke olmak bizim için aydınlığa giden tek çıkar yoldur.
Bu vizyonla, bu perspektifle, bu rotayla geçen dört yıl içinde Türkiye dünyanın en hızlı büyüyen, en hızlı gelişen ülkelerinden biri olmuştur.
Hedefimiz, Türkiye’yi sayılı zenginleri olan değil, millet olarak topyekûn kalkınan, topyekûn kazanan, topyekûn ilerleyen bir ülke haline getirmektir.
Çok şükür, dört yıl gibi kısa bir zaman içinde önemli kazanımlar elde ettik.
Artık zaman, bu ülkenin aleyhine değil, lehine işliyor.
Bütün ekonomik göstergeler, her geçen gün milletimizin refah yolunda ilerlemekte olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Her vesileyle ifade ediyorum; bu ülkenin en önemli sorunlarından biri öteden beri daima gelir dağılımındaki eşitsizlik olmuştur.
Hükümet olarak göreve geldiğimiz ilk günden beri, gelir dağılımındaki bu adaletsizliği gidermek, gelir grupları arasındaki uçurumları kapatmak için gayret gösterdik.
Önemli tedbirler aldık.
Açık yüreklilikle ifade edeyim ki, bugün Türkiye’de henüz gelir adaletsizlikleri tümüyle ortadan kaldırılmış değildir.
Ancak hemen şunu da ilave etmekte yarar görüyorum:
Gelir dağılımını hakkaniyetli bir düzene kavuşturmak için attığımız adımların önemli neticeler vermeye başladığını hep birlikte görüyoruz.
Bugün alt gelir grupları, yoksulluk çeken, geçim zorluğu çeken insanlarımız, kaderlerine terk edilmediklerini görüyorlar, biliyorlar.
Elbette, bu toplumsal yarayı tamamen iyileştirmek, bu ülkede yaşayan her vatandaşımızı insanca yaşayabileceği bir hayat standardına kavuşturmak için yeni adımlar atmaya devam edeceğiz.
Aziz vatandaşlarım…
Türkiye İstatistik Kurumu’nun en son açıklanan rakamları, ülkemizin gelir dağılımıyla ilgili olarak doğru bir yolda ilerlemekte olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Biz göreve geldiğimizde nüfusumuzun gıda ve gıda dışı yoksulluk oranı % 27 seviyesine yükselmiş durumdaydı.
Uyguladığımız insana odaklı sosyal politikalar ve ekonomik tedbirlerle 2005 yılı sonu itibariyle bu oranı genelde % 20′ye, kentlerde % 12′lere kadar gerilettik.
Bugün bu rakamlar çok daha olumlu noktalara gelmiştir, ancak 2006 rakamları bu yılın sonunda ortaya çıkacağı için 2005 rakamlarını vermekle yetiniyorum.
Bunlar da son derece önemli rakamlardır.
Türkiye’nin gelişme hızını inkâr edilemeyecek biçimde ortaya koyan, “kalkınma sokağa yansımıyor” diyenlere cevap olacak nitelikte iyileşmelerdir.
Bu rakamlar, 2002′den 2005 sonuna kadar geçen dönemde tam 4.000.000 insanımızın yoksulluk sınırının altında yaşamaktan kurtulduğunu gösteriyor.
Bu gelişme önemli bir gelişmedir, bu tablo insanımızın kalkınması bakımından son derece değerli bir tablodur.
Bakınız, 2002′de günlük geliri 1 Doların altında olan tam 136.000. insanımız varken, bu rakam bugün 10.000’e kadar düşmüştür.
2002 yılında, toplumun en yoksul % 20′lik kesiminin toplam gelirden aldığı pay ancak % 5 oranını biraz aşabiliyorken, en zengin % 20′lik kesimin aldığı pay % 50′yi buluyordu.
Yani en yoksullarla en zenginlerin toplam gelirden aldıkları paylar arasında 10 katlık bir fark oluşmuştu.
2005 yılı sonu itibariyle bu makas daralmış, en yoksulların toplam gelirden aldığı pay % 6′ya yükselmiş, en zenginlerin aldığı pay % 44′e gerilemiştir.
Gelişme en yoksul olanların lehinedir, gelir adaletinin, toplumsal refahın sağlanması lehinedir.
Bu gelinen seviye elbette yeterli değildir.
Gelir dağılımımızda yılların ihmaliyle açılan adaletsizlik makasının bir anda kapanması, arızaların hemen bütünüyle ortadan kaldırılması zaten beklenmemelidir.
Ekonomik gerçekler, maalesef geçmişte iddia edildiği gibi sihirli değneklerle değiştirilememektedir.
Başarılar ancak doğru yolda sabırla ilerlemekle, kararlılıkla, disiplinle ve nihayet samimiyetle elde edilebilmektedir.
Önemli olan rotanın doğru tutulmasıdır, istikrarın korunmasıdır, insana hizmetin öncelikli amaç olmasıdır.
Bu gayretlerin ardından çok daha güzel günler, çok daha aydınlık yarınlar mutlaka gelecektir.
Değerli vatandaşlarım…
Sevindirici olan gelir dağılımımızda en fakir ve en zengin arasındaki mesafenin hızla kapanması, orta gelir gruplarının, yaygın deyişle orta sınıfın ya da orta direğin genişlemesidir, merkezin güçlenmesidir.
Orta sınıfın güçlenip genişlemesi, refah ve zenginliğin topluma yayılmaya başladığını göstermektedir.
Bu tablo bu bakımdan da önemlidir.
Bu tablo siyasi ve ekonomik istikrarın ardından, sosyal istikrarın da yakalanmakta olduğunu göstermektedir.
Sosyal istikrar, toplumsal barış demektir.
Bu dönemde hükümet olarak üzerinde en çok durduğumuz, büyük hassasiyet gösterdiğimiz kavram, bunun altını çiziyorum, “sosyal restorasyon” kavramıdır.
Bu kavram, toplumsal dengelerimizin yeniden sağlıklı bir yapıya kavuşturulmasını, sosyal istikrarımızın güçlendirilmesini ifade etmektedir.
Geçmiş dönemlerde ne yazık ki, yanlış politikaların sonucu olarak hayat standartlarımız düşmüş, orta sınıfımız erirken yoksulluk sınırının altında bir gelirle yaşayan insanlarımızın sayısında patlama yaşanmıştır.
İşte bu gidiş, 4 yıllık icraatlarımızla artık tersine dönmüştür.
Gelinen nokta hem sevindiricidir, hem de umut vericidir.
Düne kadar evinin kirasını ödemekte zorlanan insanlarımız, bugün kira öder gibi taksitlerle başını sokacak bir ev sahibi olma, ayağını yerden kesecek bir araba sahibi olma imkânına kavuşmuştur.
Eğitim ve sağlık hizmetlerinde kalite artıyor, daha çok insanımız, daha iyi şartlarda bu hizmetlerden yararlanıyor.
Yoksulluk sınırının altındaki 4.000.000 insanımıza daha böylesi bir orta sınıf hayat standardı temin ettik.
Hele etrafınıza dönüp bir bakın Allah aşkına, mutlaka bu 4.000.000 insanımız arasında tanıdıklar bulacak, hayatlarının nasıl değiştiğini göreceksiniz.
Açık söylüyorum, bu 4.000.000 insanımız arasında benim tanıdığım, bildiğim aileler var.
İnşallah kalan milyonlara da böyle bir hayatın kapılarını açacağız.
Bunun hazırlıklarını azimle ve kararlılıkla yapıyoruz.
İnanıyorum ki, bu yolda aynı ciddiyetle, aynı gayretle ilerleyen bir ülke olarak kişi başına 10.000 Dolar gelire kavuşacağımız o aydınlık günlere hiç de uzak değiliz.
Sevgili vatandaşlarım…
Türkiye’nin nerelerden nerelere geldiğini daha iyi anlatabilmek, kalkınma yolunda aldığımız mesafeleri vurgulamak için her ay sizlere o ay içinde yaptığımız açılışlardan, hizmete açtığımız tesislerden de söz ediyorum.
Bu ay, Türkiye’nin ulaşım haritası için son derece önemli bir yatırımın ilk etabını hizmete açmanın, yıllardır gerçekleşmesini beklediğimiz bir rüyayı gerçeğe dönüştürmenin heyecanı ve mutluluğu içerisinde olduk.
Bundan tam 20 yıl önce projelendirilen ve ne yazık ki biz göreve geldiğimizde adeta kaderine terkedilmiş durumda bulunan Bolu Dağı Tüneli’ni, bir diğer adıyla Bolu Tüneli’ni, İtalya Başbakanı Romano Prodi’nin de katıldığı bir törenle hizmete açtık.
14 yıldır çeşitli nedenlerle aksayan bu süreç hükümetimizin kararlı, ısrarlı çalışmalarıyla nihayet hayırlı bir sona bağlanmış ve milletimiz dev bir eser daha kazanmıştır.
İki kez sel, iki kez deprem felaketi yaşayan ve bir dönem vazgeçilme aşamasına gelinen, meyve sebze deposu olarak kullanılması düşünülen bu tünel, inanıyorum ki Türkiye’nin son dört yıl içinde yaşadığı büyük atılımın sembollerinden biri olacaktır.
Maalesef aradan geçen 14 yılın milletimize zaman açısından, kaynak açısından, bölgedeki trafiğin getirdiği sıkıntılar açısından ağır faturaları olmuştur.
Ancak biz hükümet olarak hiç yılgınlığa kapılmadan, geçen 14 yıldan da önemli dersler çıkararak, yanlışları tespit ederek yolumuza devam ettik, bugünlere geldik.
Bildiğiniz gibi İstanbul ile Ankara’yı birbirine bağlayan karayolu, Türkiye’nin kara yolu haritasının ana arteri konumundadır.
Bolu Tüneli’nin bulunduğu bölge, trafik yoğunluğunun en üst seviyede yaşandığı bir bölgedir.
Maalesef Edirne’den başlayıp İstanbul üzerinden Ankara’ya ulaşan en büyük otoyol projemizin de bugünlere kadar tamamlanamayan eksik parçasıdır.
Bu tüneli hizmete açmak suretiyle, hem bölgede yaşanan trafik tıkanıklığını büyük ölçüde aşmak, hem de ulusal ve uluslararası taşıma imkânlarını geliştirmek bakımından çok önemli bir adım atmış oluyoruz.
Bu sayede şehirlerimiz arasındaki ticari ilişkiler hız kazanacak, yılda 40 milyon Dolar civarında bir tasarruf sağlanacak, bu da ekonomimiz için önemli bir kaynak olacaktır.
Türkiye gerçekleştirdiği her projeyle, hizmete açtığı her yatırımla büyüyor, kalkınıyor, güçleniyor.
İşte Bolu Tüneli’ni hizmete açtık, Marmaray’da tünel kazıları başladı, Hızlı Tren Projesi adı gibi hızla ilerliyor.
Açılan havaalanlarını, limanları, duble yolları, Türkiye’nin her yerinde yükselen konut projelerini, kentsel dönüşüm projelerini, organize sanayi bölgelerini, hastaneleri, okulları, adliye binalarını, barajları, göletleri, diğer altyapı çalışmalarını bu tabloya ekleyiniz.
Karşınızda her geçen gün kalkınan, her geçen gün ilerleyen, mutlu ve müreffeh bir ülke olma yolunda adımlarını sıklaştıran heyecan verici bir ülke göreceksiniz.
İşte o Türkiye, bize yakışan, milletimize yakışan, geçmişimize yakışan, büyüklüğümüze yakışan Türkiye’dir.
İnşallah o güzellikleri yakalamak üzereyiz.
Türkiye büyük bir ülkedir, tarih okumayı bilen herkes de bu gerçeğin farkındadır.
Ülkemize inanmaktan, güvenmekten, yarınlara umutla bakmaktan, aydınlık bir gelecek için geceli gündüzlü çalışmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
İşte kısa bir süre önce fiili olarak açılışını yaptığımız Karadeniz Sahil Yolu ve Ordu’daki Perşembe, Bolaman tünelleri…
Bu da yine acaba biter mi diye acabalara terkedilmiş, evet, yaklaşık 17–18 yıl gibi bir süreci kapsayan, göreve geldiğimizde % 45’i biten, ama o günden bugüne 4 yıl içerisinde % 55’ini bitirmek suretiyle şurada çok cüzi, yani bir 8 kilometrelik kısmı kalan Karadeniz Sahil Yolu ki tamamı 542 kilometre, bu dev tünellerle birlikte hamdolsun bitiriliyor ve Mart ayının ortalarında da resmi açılışını büyük bir merasimle gerçekleştireceğiz.
Allah ülkemizin, devletimizin, milletimizin yolunu açık etsin.
Bu duygularla sözlerime son veriyorum.
Sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Kalın sağlıcakla.
(30.01.2007)
Gönderildi Perşembe, Şubat 1st, 2007 at 15:01 and is filed under Genel Başkanlar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.