Seçim Sitesi

Seçim Haberleri, Seçim Anketi

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN AK PARTi GRUP TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA

Ekim 20th, 2007 by goto

AK PARTİ GRUP TOPLANTISI (16 EKİM 2007)

Değerli arkadaşlar…

Sizleri en kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum.

Milletçe ortak hissiyatta buluştuğumuz bir mübarek Ramazan bayramını daha geride bıraktık.

Bayram günleri, insanımızın dostluğu, kardeşliği, insani ve manevi değerleri en canlı biçimde yaşadığı günler oluyor.

Bayramlar aynı zamanda yardımlaşma ve paylaşma duygularının yanı sıra, zaaf uğratılmak istenen toplumsal birlik ve beraberliğimizin de güçlendiği günlerdir.

Bu vesileyle sizlerin aracılığınızla milletimizin bayramını bir kere daha tebrik ediyorum.

Biliyorsunuz mübarek Ramazan’ın son günlerinde 13 Mehmetçiğimizin şehit olmasına yol açan menfur terör saldırıları milletimizi derinden yaraladı, ama millet olma bilincimizi ve teröre karşı kararlılığımızı da güçlendirdi.

Buradan çok açık bir şekilde ifade edeyim ki, bu milletin birlik ve beraberliğine kasteden her türlü kirli oyun, her türlü menfur girişim yine milletimizin çelik iradesine çarparak parçalanacaktır.

Bu milletin gencecik evlatlarına, bu ülkenin bütünlüğüne, bu milletin birlik ve beraberliğine kasteden hain odakları nefretle kınıyor ve lanetliyoruz.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye 23 yıldır bölücü terör örgütüyle mücadele içindedir.

Geçen süre zarfında teröre çok kurbanlar verdik, büyük acılar yaşadık, ülkemizin kaynakları ve enerjisi boşa gitti.

Gelinen noktada geçmişten ders almayıp Türkiye’nin güven ve istikrar ortamını bozmaya çalışan, hala terörden medet umanlar olduğunu görmek üzüntü vericidir.

Türkiye Cumhuriyeti, dün olduğu gibi bugün de ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü koruma idealiyle kendisine karşı yönelen her türlü tehdidi göğüsleyerek, üniter yapısını, toprak bütünlüğünü ve Cumhuriyetin temel niteliklerini muhafaza etme azmindedir.

Bu süreçte de güvenlik güçlerimizin, terörizm karşısındaki haklı mücadelesini her türlü şart altında yılmadan devam ettirmesi kaçınılmazdır.

Milletimizin desteği, güvenlik güçlerimizin cansiperane çalışmaları, tüm kurum-kuruluşlarımızın yoğun işbirliği ile terörle mücadeleyi gelişen şartlara uygun olarak en etkin şekilde sürdürmekte kararlıyız.

Türkiye, terörizmle ve teröristle uzun zamandır mücadele vermektedir, bu konuda engin bir tecrübeye ulaşmıştır.

Terörizmle mücadelenin çok boyutlu olduğu; hukuki, siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda bazı tedbirler geliştirilmesi gerektiği malumunuzdur.

Bu çerçevede bataklığı kurutmak için geçen beş yılda çok önemli mesafeler aldık.

Terörün istismar edebileceği olumsuzlukları gidermek ve halkımızın layık olduğu yaşam standartlarını geliştirmek için büyük bir çaba gösterdik.

Özellikle bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi ve nispeten ülkemizde geri kalmış bölgelerin geliştirilmesi için hükümetimiz yoğun bir çalışma sürdürmektedir.

2003-2006 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kamu yatırım ödenekleri toplamı yaklaşık 5.5 katrilyonu bulmuştur.

Biz bir bütün olarak halkımızı seviyoruz, halkımızı etnik, dini, mezhebi, sınıfsal, bölgesel ayrım yapmadan bir bütün olarak kucaklıyor, halkımıza hizmet için gecemizi gündüzümüze katıyoruz.

Biz bunları yaparken, birileri de altındaki zeminin kaydığını düşünerek yeniden silaha, kan dökmeye, huzursuzluk üretmeye çalışıyor.

Terör örgütü iki konudan büyük rahatsızlık içindedir.

Birincisi hükümetimizin bölgeye yönelik sosyo-ekonomik adımlarından ve demokratik açılımlardan, ikincisi de güvenlik güçlerimizin kararlı şekilde yürüttüğü çalışmalar neticesinde etkinlik alanının daralmasından rahatsızlık duyuyor.

Yani terör eylemlerinin artmasının sebebi, hükümetin attığı bu kararlı adımların, olumlu adımların neticesidir. Devlet-millet kaynaşmasının yeniden ve daha güçlü bir şekilde tesis edilmiş olması özellikle bunları rahatsız etmektedir.

Değerli Arkadaşlar,

Her devlet kendisine, halkına, vatanına,

Özellikle milletinin, bütün olarak ayırım yapılmaksızın her bir ferdine yönelen bu terörist unsurlara gereken cevabı verir, vermek zorundadır.

Terörle mücadele konusunda hükümetimizin azmi ve kararlılığı tamdır.

Uluslararası diplomasiden, askeri operasyonlara kadar her alanda ne gerekiyorsa hükümetimiz yapmaktadır, yapacaktır. Ve burada üç adım; şüphesiz ki işin siyasi boyutu, askeri boyutu, diplomatik boyutu bizler için önem arz etmektedir.

Türkiye’nin bugüne kadar gösterdiği sabır büyük bir devlet olmasının, aklıselimi arıyor olmasının bir sonucudur.

Ancak bugün çok açık olarak görülüyor ki Türkiye sabrının, metanetinin, iyi niyetinin karşılığını muhataplarında görememektedir.

Akan kanı durdurmak, bölgede terörist faaliyetleri sona erdirmek, huzuru geri getirmek adına birtakım yeni tedbirler almamız kaçınılmaz hale gelmiştir.

Bu çerçevede, uluslararası hukuktan doğan haklarımızı kullanmak ve uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tedbirleri almak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sınır ötesi harekatına izin veren tezkereyi Bakanlar Kurulumuzda imzalayarak Meclis’e sevkettik.

Meclisimiz inanıyorum ki, bu konuda ortak bir irade ortaya koyacaktır.

Terörle mücadele konusu bir milli meseledir, bir devlet meselesidir, tüm siyasi partilerin ve kurumların ortak duruş sergilemesi gereken bir meseledir.

Terörle mücadele kesinlikle bir siyasi polemik veya siyasi rant sağlama meselesi değildir.

Bize düşen Meclis çatısı altında terörle mücadelede ortak bir irade ortaya koyabilmektir.

Grubu bulunan tüm partiler veya grubu bulunmayan partiler bu konuda aynı hassasiyet ve duyarlılıkla hareket etmelidir, bağımsız milletvekilleri aynı duyarlılık ve hassasiyetle hareket etmelidir.

Şunu kesin bir dille herkes söyleyebilmelidir:

Hayatını kaybeden vatandaşlarımız, güvenlik mensuplarımız bizim şehitlerimizdir, şehitlerimizin hayatına kastedenler ise bu ülkeye ve millete düşmanlık yapan teröristlerdir.

Masum halkın kanını döken, ülkenin kaynaklarını heba eden, milletin huzur ve güvenliğini tehdit eden, devlete silah çeken; bu ülkenin, bu milletin, bu devletin düşmanıdır.

Terör örgütüne “terörü bırak” diyemeyenler, bize ’sınırötesi harekat yapmayın’ diyemezler.

Terörün verdiği zararları sıralayamayanlar, sınırötesi harekatın zararlarını sıralayamazlar…

Terörle, kan dökerek, toplumsal hayatı zehirleyerek, nifak çıkararak hareket edenler, bu milletin geleneklerinden, dini ve kültürel değerlerinden, bu toprakların mayasından nasibi alamayanlardır.

Böyle insanlıkdışı bir yönteme, böyle vahşi bir yola tevessül edenler kadar, bunları onaylayanlar, bunları meşrulaştırmaya çalışanlar, bunlarla işbirliği yapanlar da ayın derecede sorumludurlar. Temel insanlık değerlerinden ve toplumsal vicdandan aynı derecede bunlar nasibini alamamışlardır.

Biz her zaman halkımızın yanındayız, halkımızın değerleriyle, gelenekleriyle, hassasiyetleriyle uyumlu bir anlayışa sahibiz.

Bu toprakların mayası teröre geçit veremez, bu ülkenin gelenekleri, inançları masum, savunmasız insanları katletmeye müsamaha gösteremez, bu milletin vicdanı böyle kanlı saldırıları onaylayamaz, bu milletin vekilleri böyle hukuksuz eylemleri kınamamazlık edemez.

Herkes bilmelidir ki, teröre verilecek en büyük cevap milletimizin bir bütün olarak birlik-beraberlik ve kardeşlik örneği ortaya koymasıdır.

Burada ben siyasi partilerin tüm liderlerine bir çağrı yapıyorum. Burada “iktidar partisinin içinde şu var bu var veyahutta bu tezkere şöyle olmalı böyle olmalı.” Yarın tezkere Meclis’e geliyor, Meclis’te bununla ilgili dağarcıkda ne varsa bunların hepsi ortaya konacak. Ama iktidar partisi samimiyetle, en geniş manada istişaresini yapmak suretiyle Dışişleri’yle, Genelkurmay’ıyla, tüm güvenlik teşkilatıyla tezkeresini hazırlamış ve bunun neticesinde de Meclis’e göndermiş. Şimdi Meclis’te katacağınız birşey varsa bunları da burada katarsınız, söylersiniz. Ve buradan “Yok şurası şöyleydi, burası böyleydi”, bunun şu anda bana göre kavgasını yapma noktasında değiliz. Çünkü bizim şu anda tek hedefe kilitlenmemiz lazım, o da nedir: Terörizme ve teröriste. Buna kilitlenmemiz lazım.

Biz, birlik ve beraberliğimizi korumak durumundayız. Bunu koruduğumuz, toplumsal bütünlüğümüzü kaybetmediğimiz, birbirimize şüpheyle bakan değil, birbirine sevgiyle, güvenle, kardeşlikle bakan bir toplum olarak kaldığımız sürece hiçbir terörist eylem inanıyorum ki amacına ulaşamayacaktır.

Değerli Arkadaşlar,

Tezkere ile ilgili birkaç hassasiyetimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tezkere, durup dururken hükümetimizin attığı bir adım değildir, terör örgütünün kanlı eylemleri sonrasında ortaya çıkan bir ihtiyacın neticesidir.

Uluslararası antlaşmaların gereği bugüne kadar yapılmış, suçluların iadesi gibi uluslararası yükümlülükler muhataplarımız tarafından uygulanmış olsaydı belki bu noktaya hiç gelinmezdi.

Bugün de bu tezkerenin kullanılmasına gerek kalmamasını samimiyetle temenni ediyoruz.

Ancak terörle mücadele konusunda Türkiye’nin kararlı ve tavizsiz davranacağını herkesin de bilmesi, anlaması lazım.

Tezkere’nin meclisten geçmesi hemen bir operasyon yapılacağı anlamına gelmemektedir.

İhtiyaç olması halinde ve en iyi neticeyi alacak şekilde, doğru zaman ve zeminde gereken yapılacaktır.

Muhtemel bir sınırötesi harekatın hedefi sadece, bunun altını özellikle çiziyorum; terör örgütüdür.

Kimse tezkerenin arkasında başka bir amaç ve hedef aramamalıdır.

Irak bizim, komşumuzdur; oradaki insanlar bizim kardeşlerimiz, akrabalarımızdır, daha düne kadar her türlü sorunlarında yardımcı olduğumuz insanlardır.

Böyle bir harekat ne sivil insanlara yönelik olacaktır, ne de Irak’ın siyasi birlik ve bütünlüğüne yönelik olacaktır.

Biz dün olduğu gibi, bugün de Irak’ın toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine büyük önem veriyoruz.

Ancak şunu da görmemiz gerekiyor: Herkes terör karşısındaki durumunu netleştirmeli ve tavrını ortaya açıkça koymalıdır.

Terörle arasına mesafe koyamayanların terörle mücadeleden olumsuz etkilenmesi her zaman için kaçınılmazdır.

Bölge halkımız nasıl her geçen gün terörle arasına kalın bir duvar örüyorsa,  Irak merkezi yönetimi de, Kuzey Irak bölgesel yönetimi de terör örgütüyle arasına kalın bir duvar örmeli, net bir tavır takınmalıdır. Bu herkesin kendi menfaatinedir.

Kuzey Irak bölgesel yönetiminin de geçmişte zaman zaman olduğu gibi terörist unsurlara karşı bizimle işbirliği yapması en doğru yoldur.

Çünkü terör örgütü bölgesel bir huzursuzluk ve gerilim kaynağı olarak herkes için bir sıkıntı sebebidir.

Türkiye, artık sadece kendisine silah doğrultanlara karşı değil, onları cesaretlendiren, destekleyen, koruyanlara karşı da sabrının sonuna gelmiştir.

Mesele, müttefiklik ve komşuluk hukuklarının bize yüklediği sorumluluk kısmını geçmiş, nefsi müdafaa noktasına gelmiştir.

Dünyanın her yerinde geçerli olan hukukun temel ilkelerinde, nefsi müdafaanın olduğu yerde diğer hukuk kuralları geçerliliğini yitirir.

Bir kez daha ve kat’i bir şekilde ifade ediyorum.

Biz Türkiye olarak, terör konusunda nefsi müdafaa duruma geldik.

Sağduyuyu ve aklıselimi koruyarak gerekeni yapmakta kararlıyız.

Bunu etnik kökeni ne olursa olsun, hangi bölgeden olursa olsun, tüm vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği için yapmak durumundayız.

Değerli Arkadaşlar,

21 Ekim tarihinde Türkiye beşinci kez Referanduma gidiyor.

Referandum demek, doğrudan millete gitmek, vekilsiz, aracısız, şunu bunu aracı kılmadan milli iradeye başvurmak demektir.

Bu açıdan doğrudan demokrasi anlamına da gelir.

Ne gariptir ki, Türkiye’de yakın zamana kadar katılımcı demokrasi kavramını ağızlarından düşürmeyenler, bugün, katılımcı demokrasinin yaygın müesseselerinden biri olan referanduma karşı çıkıyorlar.

Bir anayasa değişikliğinde toplumun söz sahibi olması, demokratik rejimin tabii bir neticesidir.

Referandumun elbetteki bir maliyeti vardır, ancak önemli konularda milli iradeye başvurmak, halkın kendi geleceğiyle ilgili önemli kararlara doğrudan iştirak etmesi çok anlamlıdır, çok değerlidir.

Bugün bizi bu maliyetten dolayı eleştirenler, lütfen buraya dikkat edelim, altını özellikle çiziyorum; dün iki seçimi birlikte yapalım dediğimizde “olmaz” diyenlerdir.

O zaman iki seçimi bir arada yapsaydık buyurun böyle bir maliyet de yoktu. Oradan kaçtınız. Akla hayale gelmez oyunlara girdiniz ve gayet güzelce bir senaryoyu sergilediniz.

Yoksa biz genel seçim ile referandumu bir arada yapmaktan yanaydık.

Referanduma götürülen anayasa değişikliği pek çok önemli düzenlemeyi öngörmektedir.

Referandumda oylayacağımız birinci madde, seçimlerin beş yıl yerine dört yılda bir yapılmasını düzenlemektedir. Bunu istemiyorlar mıydı? İstiyorlardı.

İkinci madde, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngörmektedir.

Bunu isteyenler vardı, istemeyenler vardı. İstemeyenler biliyorlar ki bu milletin iradesi onlara bu ülkede gelecek vaad etmiyor, bunu biliyorlar.

Referandum’un üçüncü maddesi TBMM’nin yapacağı seçimler dahil tüm işlerinde üye tamsayısının en az üçte biri ile yani 184 oyla toplanmasını düzenlemektedir. Artık burada herhangi bir oyuna fırsat vermiyor, bütün kapılar kapanıyor.

Dördüncü madde Cumhurbaşkanının görev süresini beş yıl olarak belirlemekte ve iki kez seçilebilmesini sağlamaktadır.

Beşinci madde Cumhurbaşkanı seçiminin usül ve esaslarını belirlemektedir.

Referandum’un altıncı maddesi 18. ve 19. geçici maddeler ile 11. Cumhurbaşkanının seçim usul ve esaslarını ortaya koymaktaydı.

Referandumla ilgili gereksiz polemiklere mahal vermemek amacıyla bu geçici maddelerin paketten çıkarılması için bildiğiniz gibi gerekli anayasa değişikliğinin birinci tur oylamasını geçen hafta yaptık, ikinci tur oylamayı da bugün yapacağız.

Tabii burada ben halkıma özellikle bir şeyi duyurmak istiyorum, o da şudur: Pazar günü yapılacak olan bu referanduma halkımızın geniş bir katılım sağlaması. En azından şunu bilmesi lazım: “Bu ülkede bundan böyle artık milletvekilleri beş yıllığına değil, dört yıllığına seçilecek.” Bilecek ki bundan böyle tüm çıkarılacak kanunlarda artık öyle 367 imiş şuymuş buymuş, böyle birşey yok, 184 bir toplantı yeter sayısı olarak yeterli olacak, bunu bilecek. Bir de bilmesi gereken en önemli olay bundan böyle cumhurbaşkanını bizzat milletin kendisi seçecek, vekilleri değil. Buna da ne diyoruz: Doğrudan demokrasi diyoruz. Artık bunu vekille yapmayacak, asaleten yapacak. Kendisi seçecek. Bundan daha güzel ne olabilir. Bırakalım bu işi kendisi görsün. Kimse de bunun üzerinden spekülasyon yapmasın.

Ve inanıyorum ki; ülke olarak, Mayıs ayından beri yaşadığımız sıkıntılar, Cumhurbaşkanlığı seçiminin bir daha kriz sebebi olmaması için en kesin yolun, Cumhurbaşkanını halk tarafından seçilmesi olduğunu ortaya koymuştur.

Ve krizlerin mimarı olan bir CHP’den böylece çok önemli bir konuda da Türkiye kurtulacaktır.

İkinci sıkıntılı konu Mecliste yapılacak oylamalarda katılım yeter sayısı üzerindeki tartışmalardı. 367 uygulaması malum, nasıl getirildi önümüze bunu da biliyorsunuz. Bunlar hep Meclis’i kilitleme adımları olarak ne yazık ki önümüzde bulundu. İnşallah yapılacak bu referandumla artık bunlar aşılıyor ve bu olumsuz senaryoları bir daha yaşamayacağız. Şimdi yaptığımız zorlamayla ortaya çıkan bu durum, inşallah artık aslına bu işi döndürmek olacak ve bu referandumla birlikte bu sorunlar ortadan kalkmış olacak. Bunlar zaten taleplerdi ve biz bu talepleri yerine getirmiş olduk.

Tüm bu maddeleri içine sindirmiş bir parti olarak bizim Referandumdaki oyumuz bellidir ve bu oy “EVET”tir.

Biz, halkının görüşlerine, tercihlerine saygı duyan, milli iradeyi her türlü mülahazanın üzerinde gören bir siyasi anlayışa sahibiz.

Cumhurbaşkanını ne Meclis’in seçmesinden bugüne kadar rahatsız olduk, ne de doğrudan halkın seçmesinden korkuya kapıldık.

Hiçbir zaman halkımızı kararını veremeyecek, iradesini en doğru şekilde ortaya koyamayacak bir topluluk olarak görmedik birilerinin gördüğü gibi, milletimizin kararlarını hafife almadık birilerinin hafife aldığı gibi.

Tabii biz bunların referanduma aslında niye karşı olduklarını biliyoruz.

Korku, her zamanki korkudur; yani millet korkusudur.

Önce “Meclis seçmesin” diyenler, sonra “halkın seçmesi tehlikeli olur” demeye başladılar. Şimdi de çıkmış “referandum iptal olsun, referandum gereksizdir” diyorlar.

Çünkü bu CHP anlayışı, varlığını, milletin irfanına ve ferasetine değil, siyasal krizlerin biçimlendirdiği suni dengelere bağlamıştır. Bunların yaptığı budur.

Dün yaptıkları da yanlıştı, bugünkü de yanlıştır.

Oysa arada seçimler oldu, milletimiz bu yanlışlıklara en güzel cevabı verdi.

Demek ki, seçimden gereken dersi almamışlar, halkımızın sandıkta verdiği cevabı doğru okuyamamışlar.

Siz bu halka güvenmezseniz, “halk seçmesin, doğruyu seçemez, tehlikeli olur” derseniz, bu halk niçin size destek versin?

Halktan korkarak, halkın iradesinden kaçarak, halkın tercihlerine saygı duymayarak demokratik bir siyaset yapılamaz.

İnanıyorum ki, 21 Ekim günü büyük bir katılımla halkımız sandığa gidip iradesini ortaya koyacak ve bundan sonra Cumhurbaşkanını doğrudan kendisinin seçebilmesi için yeni düzenlemeye “EVET” diyecektir.

Referandumda arzu ettiğimiz anayasa değişikliğinin kabul edilmesi için milletvekillerimizin, teşkilatlarımızın, bir bütün olarak tüm arkadaşlarımızın yoğun bir çaba göstereceğine inanıyorum.

Değerli arkadaşlar,

Şurada fazla bir günümüz yok. Bugünü saymazsak dört gün. Ve bu dört gün içerisinde tüm teşkilatlarımızı, gerek hafta sonu yaptığımız çalışmalar, gerek bayramda yaptığımız çalışmalarla zaten teşkilatlarımıza bu noktada gerekli hassasiyetler iletildi. Ama şu kalan dört gün içerisinde çok daha yoğunlaşarak bu çalışmalarımızı inşallah en ücra köylere varıncaya kadar geliştireceğiz ve azami ölçüde katılımı sağlayacağız.

Ve Pazar günü milletimiz sandık başına gidecek ve kendi geleceğini ilgilendiren bu önemli referandumda iradesini ortaya koyacaktır. Buna yürekten inanıyorum.

Bu hafta içerisinde yoğun bir şekilde oylamanın ne anlama geldiğini, yeni düzenlemenin ne tür değişiklikler getireceğini ve muhalefetin ürettiği spekülasyonların ne kadar dayanaksız ve haksız olduğunu, halkımıza en iyi şekilde anlatacağız.

Değerli arkadaşlarım,

Son olarak Türkiye’nin eşiğine geldiği bir diğer yol ayrımı konusu da, malum, sözde Ermeni soykırımı meselesidir.

Bilindiği gibi, bu mesele, Türkiye’nin her dönemde ve her yerde karşısına çıkan, tabiri caizse artık bıkkınlık vermiş bir konudur.

Şu bilinsin ki, son olarak ABD’de ortaya çıkan gelişmeler milletimizin hafızasında derin izler bırakmıştır, bu unutulmayacaktır.

Birçok ülkede yönetimler, vatandaşları olan bir avuç Ermeni’ye karşı politik bir jest yapma adına, Türkiye’nin bütün itiraz ve tezlerini göz ardı ederek, soykırımı tanıma kararı almaktadırlar.

Denilebilir ki, bu kararı alsalar ne olur, almasalar ne olur?

Elbette bunun pratikte bir değeri yok.

Biz kendimizi biliyoruz, tarihimize, geçmişimize güveniyoruz.

Ancak kimse Türkiye’yi zan altında bırakacak, siyasi ve hukuki açıdan köşeye sıkıştıracak yalanlara, iftiralara, tarih dedikodularına pabuç bırakmasını beklemesin…

Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri gibi, bu tür konularda daha hassas olmasını beklediğimiz, müttefiklik ilişkisinin ötesinde çok yakın ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkilerimizin bulunduğu ülkelerin de sözde Ermeni soykırımını tanıma yönünde kararlar alması, bizi bu konuda yeni yol ve yöntemler geliştirme noktasına getirmiştir.

Son gelişmelerden sonra bu konu millet olarak tahammül sınırlarımızı aşmaya başlamıştır.

Hele hele şu ifade bizi gerçekten üzmüştür: “Türkler iki gün söylenir üçüncü gün bunu unuturlar” ya da “Türkiye niçin alınıyor ki, biz Osmanlı’yı eleştiriyoruz” türü yaklaşımlarla bu kararların alınmasının katlanılır hiç bir tarafı bulunmamaktadır ve bu adap çizgilerini de aşmaktadır.

Çünkü bizim hiçbir şeyi unuttuğumuz yok.

Çünkü bizim tarihimizde yüzümüzü önümüze düşürecek hiçbir olumsuzluk yok, bunu böyle bilmeliler.

Sadece, bizler bir gün aklı selimin galip geleceği ümidiyle sabrediyoruz.

Herşeyi açık söyledik. Gelin dedik “arşivleri açalım.” Türkiye olarak biz arşivleri açtık. Buyurun Ermenistan, niye açamıyorsun arşivlerini, varsa aç. Üçüncü dünya ülkeleri varsa arşivleriniz açın, koyun ortaya. Tarihçiler, arkeologlar, sanat tarihçileri, hukukçular, siyaset bilimcileri devreye girsin. Oluşturalım karşılıklı olarak komisyonlarımızı. Çalışsınlar ve bu çalışmalardan sonra önümüze getirsinler neticesini, ondan sonra kararı verelim. Ama bunları yapmadan, ortada hiçbir belge, delil olmadan bu olayların vuku bulduğu yerlerden herhangi bir karar elde olmadan kalkıp da Türkiye’yi yargılamak veya bizim tarihimizi yargılama hakkı, kusura bakmayın kimsede yoktur, bu yargısız infazdır.

Ve bundan da kaçıyorlar. Ermenistan Başkanına ben mektubumuzu gönderdim. Bu mektuba bir cevap biz şu ana kadar alamadık, bir cevap yok. Bunu bütün ülkelere duyurmuş olmamıza rağmen hiçbirisi bunu görmüyor. Görmeyip, kalkıp yargısız infazla böyle bir karar veriyorlar.

Niye? Diaspora… Niye? Burada kendilerine göre bazı farklı hesaplar içerisine giriyorlar. Bu hesaplara da biz giremeyiz.

Anlaşılan odur ki, aklı selim giderek tümden kaybedilmekte, yerini küçük siyasi hesaplar almaktadır.

Öyleyse biz de karşımızdakilere bu küçük hesaplarıyla mütenasip bir tavır içine gireriz.

Herkes şundan emin olsun ki, bu durumdan Türkiye bir zarar görürse, karşısındakiler 10 zarar görür.

Sonuçta diyoruz ki, iyi de yaparsanız siz bilirsiniz, kötü de yaparsanız siz bilirsiniz.

Çünkü biz, kültürümüz ve inancımız gereği bize bir adım yaklaşana üç adım, beş adım yaklaşırız.

Bize düşmanlık eden ise iflah olmaz.

Biz, vatandaşımız olan Ermeniler’le dostluk ve kardeşlik içinde yaşamaya devam ediyoruz, bunda bir sıkıntı yok.

Ama Türkiye’deki Ermeni patriğini niçin acaba Amerika’nın üniversiteleri konuşturmuyor. Hani düşünce özgürlüğü vardı. hani böyle bir hassas meselede bizzat Türkiye’de yaşayan Ermeni soydaşlarınızın dilini niçin dinlemiyorsunuz? Niçin konuşturmuyorsunuz? Neden? Gerçekler ortada.

Türkiye’den bir kısım açılımlar bekleyen ülkeler de sorunlarıyla baş başa kalırlar, bunu da hatırlatayım.

Türkiye gibi önemli bir ülkeyi karşılarına almanın maliyetine de kusura bakmasınlar, katlanırlar.

Değerli kardeşlerim,

Bu duygularla sözlerime son verirken, Meclis çalışmalarında tüm milletvekili arkadaşlarıma başarılar diliyorum, yoğun bir haftamız olacak. Ve bu hafta içerisinde bugünkü Anayasa paketiyle ilgili 2. Tur oylamalarımız olacak. Yarın inşallah tezkere Meclis’e geliyor ve Meclis’te tartışması, müzakeresi yapılacak ve yoğun bir şekilde bu haftayı geçirmiş olacağız. Tüm milletvekili arkadaşlarıma başarılar diliyorum, gayret diliyorum. Öyle zannediyorum ki kapalı oturumda da bir kaç konuyu sizlerle müzakere etme fırsatını bulacağız. Hayırlı haftalar diliyorum. Tüm konuklarımıza da hoşgeldiniz diyorum, kalın sağlıcakla.

Gönderildi Cumartesi, Ekim 20th, 2007 at 01:42 and is filed under Genel Başkanlar, Parti Haberleri. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş yapın.