Seçim Sitesi

Seçim Haberleri, Seçim Anketi

Artık demokrasi kazansın

Temmuz 10th, 2008 by goto

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir hukuk devleti olması, cumhuriyetimizin evrensel demokratik politik sistemin yerkürede en kusursuz uygulanan ülkeler arasında yer alması, Cumhuriyet’imizin kurulduğu 1923 yılından bu yana hedefimizdir. Devletimizin, milletin bağrından çıkmış kurucu iradesi bu hedefe inanmıştır.

Anadolu yarımadasında 1071 yılından bu yana bir Türk devlet varlığı mevcuttur. Bu, gelecek için bizi umutlandıran büyük bir geçmiş, köklü bir gelenek, şeref duyulacak bir tarihtir. Fakat 2008 Temmuz’unda bizi çocuklarımızın geleceği konusunda endişelendiren bir durumun ortaya çıkmış bulunması, bu büyük geçmişe, köklü devlet geleneğine, şeref duyduğumuz tarihimize yakışmamaktadır.

Bugün gelinen nokta maalesef bir kaos başlangıcıdır ve ulusal birliğimiz ve devletimizin -bekası bakımından en güçlü tehdit budur. Hatta bu tehdit etnik terörden veya radikal dincilikten bile daha ciddi bir yıkıcı potansiyeli içinde barındırmaktadır. Bir arada yaşamaya tahammül bile edemeyen kutuplaştırılmış ve yabancılaşmış bir toplumdan bahsediyorum. Hepimizin bildiği, toplumda yaşamaya mecbur oluşumuzdur. İşbölümünün olmadığı toplum dışı bir hayat mümkün değildir. Bizim birliğimiz “bir” olmak, tek vücut olmak, beraber olmaktır. Ayrı olmak, ötekileştirmek, düşmanlaştırmak ve kutuplaşmak ise birliği şüphesiz ki bozar.

Aymaz siyasi liderler, toplumlarının çıkarlarını dikkate almazlar. Toplumun birincil derecede öneme haiz çıkan, toplum olmanın devamı, toplumsal birlikteliğin sürekliliği, yani “bir” olmaktır. Bugün, maalesef bu noktadan giderek uzaklaşıyoruz.

Bir güvensizlik ortamı toplumsal birlikteliğimizi zehirliyor. Kutuplaşma bir virüs gibi yayılıyor. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-dindar gibi kalıplara sokuyoruz karşımızdakileri. Oysa onlar bizim vatandaşlarımız, kardeşlerimiz.

Demokrasiyi ihmal ediyoruz, anlamıyoruz, anlamadığımızı itiraf edemiyoruz, anlamamakta diretiyoruz. Evet, belki inatçıyız; fakat birinin bunun yanlış olduğunu söylemesi gerektiğine inanıyorum. Silkinerek artık kendimize çekidüzen vermemizin elzem olduğunu düşünüyorum. Egoizmi bırakarak gelecek kuşakların daha iyi bir Türkiye’yi elde etme haklarını gasp etmeye hakkımızın olmadığına inancım tam; ve dahası, vatandaşlarımın büyük bir bölümünün benimle hemfikir olduklarını biliyorum. Doğru anlamıyoruz bir türlü demokrasiyi. Onu bir politik kavrama indirgedik ve toplumsal hayattan kopardık. Oysa demokrasi, karşımızdakine, onun yolunu benimsemesek de tolerans ve hoşgörü göstermektir. Demokrasi farklı olmayı kabullenmektir. Tek doğru olmayacağını bilecek kadar erdemli olmaktır.
Dahası, demokrasi kendimizi karşımızdakilerin, yani bizim gibi düşünmeyenlerin, inanmayanların, yaşamayanların yerine koyabilmek ve onlara da yaşama hakkını tanımaktır. Daha da zoru, bunu istemek ve bunun doğru olduğuna sarsılmaz bir biçimde inanmaktır. Demokrasi çoğunluk zorbalığı olmadığı gibi, azınlık diktası da olamaz. Siyah ve beyazdan ziyade renkler vardır demokraside. Tek tip insan yerine farklı özellikte ama hepsi de sonsuz değerli bireyler vardır, toplumu oluşturan ve bizlerle dayanışma içerisinde olan. Tıpkı büyük bir ailede olduğu gibi tahammül edemediğimiz insanlar toplumda mevcut olmaya daima devam edeceklerdir. En şeytani rejimlerde, Nazi Almanyası’nda dahi tek tip, üniformist bir toplum var edilememiştir tarihte. O halde demokrasi farklılıklann zenginlik olduğu, zenginliğe katkıda bulunmalarına imkân tanındığı yaşam biçimini sağlayan politik rejimin adıdır.

Demokrasi evrenseldir, yüce insanlığın ortak değeridir.
Türkiye bir dönemeçten geçmeye gayret ediyor. Bu dönemeç, demokrasi dönemecidir. Hukuk devletinin eksiklerinin kapatıldığı, sisteme olan güvenin yeniden sağlandığı, adalete olan inancın, polise olan güvenin, ordumuza olan sevginin, Meclis’in saygınlığının, siyasetin gerekliliğinin ve çözüm buluculuğunun, kısacası işleyen, canlı, güçlü ve kendine güvenen bir Türkiye’nin, artık yeniden tesis edilmesi günüdür bugün. Adında demokrasi olan bir partinin, Demokrat Parti’nin Genel Başkanı olarak kaleme almadım bu yazıyı. Elbette bu kimliğim benim bu fikirleri neden savunduğumun en önemli göstergesidir. Fakat ben bu yazıyı sadece Süleyman Soylu olarak kaleme aldım. Bir Türk vatandaşı, bir eş, bir baba, bir dost; yani sizlerden biri olarak. Ben Türkiye’nin yarınlarından ümidimi kesemem. Vatanımı seviyorum, ülkeme ve insanlarıma inanıyorum. Demokrasiye inandığım gibi. Buradan tüm Türkiye’ye sesleniyorum: Tek yol demokrasidir, çözüm demokrasidedir.
Güçlü bir Türkiye istiyorsak eğer, demokrasiyi sadece bir kelime olarak kullanmayalım. Artık demokrat olalım.

Gönderildi Perşembe, Temmuz 10th, 2008 at 12:43 and is filed under Genel Başkanlar. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş yapın.