DOÇ. DR. HÜSEYİN ÇELİK’İN BASIN TOPLANTISI
AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Sayın Doç. Dr. Hüseyin Çelik, AK PARTi Genel Merkezi\’nde bir basın toplantısı düzenledi. Çelik, toplantıda şöyle konuştu:
Saldırı sonucu 7 askerimiz şehit edildi. Ayrıca, İstanbul\’da bir belediye otobüsüne atılan molotof kokteylinden sonra kocaman çapta yanan Serap kızımızı da yitirdik. Hem 7 şehidimize, hem Serap kızımıza Allah\’tan rahmet diliyorum, onların kederli ailesine ve bütün Türk milletine başsağlığı diliyorum. Onların acılarını yüreğimizde paylaşıyoruz ve onların son şehitlerimiz olmasını diliyoruz.
Değerli basın mensupları,
malum gibi Sayın Başbakanımız geniş bir heyetle birlikte bazı bakanlarımız ve bazı devlet adamlarımızla birlikte önemli bir çalışma ziyaretinde bulundu ve bugünden itibaren de Meksika\’da bazı temaslarda bulunacak, Meksika\’daki devlet adamlarıyla biraraya gelecektir. Sayın Başbakanın son derece başarılı geçmiş olan Amerika Birleşik Devletleri ziyaretinde, bütün bölgesel meseleler konuşulmuş, Amerika Birleşik Devletleri\’yle Türkiye\’nin her alanda ilişkilerini geliştirmesi üzerinde uzun uzadıya durulmuş ve Türkiye\’nin arzuladığı, Türkiye\’nin istediği sonuçlar elde edilmiştir. Bu kadar başarılı, bu kadar çok iyi organize edilmiş ve özellikle Türkiye\’nin Amerika kamuoyuna istinaden mesajlarını da ayrıca içeren bütün dünyaya istinaden mesajlarını da içeren bu çok anlamlı, bu çok stratejik ve zamanlaması itibariyle de son derece önemli olan bu çalışma ziyaretinin belli kesimler tarafından gölgelenmek istendiği de malumlarınızdır. Özellikle bazı siyasi parti liderlerinin bu seyahatte alınan başarıları küçümsemesi, hatta bu çalışma ziyaretini başarısız olarak nitelendirmesini teessüfle karşıladığımı ifade etmek istiyorum.
malum gibi, bizim milli meselelerimiz, bizim ulusal çıkarlarımız, devletimizin diğer devletlerle olan ilişkileri her türlü iç politika mülahazasının üzerindedir. Başbakan, kim olursa olsun, iktidarda hangi parti bulunursa bulunsun, eğer o hükümet bir yabancı ülkeyle bir çalışma ziyareti gerçekleştiriyorsa, bir işbirliği gerçekleştiriyorsa, bir temas söz konusuysa, içeride bütün siyasi partilerin ve bütün Türkiye\’nin tek kalp olarak onun arkasında durması gerektiğinin özellikle altını çizmek istiyorum ve malumunuz Sayın Başbakanımızın Amerika\’ya yaptığı ziyaretin önemli gündem maddelerinden birisi de; terörle ve terörizmle mücadeledir. Hepinizin çok yakından takip ettiği ve bildiği gibi şu anda Türkiye\’ye istinaden PKK terörünün kocaman çapta Kuzey Irak\’tan geldiği herkes tarafından bilinmektedir. Kuzey Irak\’ta yerleşmiş olan terörist gurupların Türkiye\’ye istinaden olan saldırıları bundan böyle Türkiye\’nin 72 milyonu tarafından bilinmektedir ve şu anda Irak fiili olarak Amerika Birleşik Devletleri\’nin kontrolü altındadır. Amerika Birleşik Devletleri\’yle geçmişte yapılan işbirlikleri çok daha anlamlı bir boyuta taşınmaktadır ve Sayın Başbakanımızın Amerika ziyaretinin özellikle önemli sebeplerinden birisi de budur. Ve bu seyahatte dediğim gibi güvenlik güçlerimizi temsilen orada insanlar bulunmaktadır ve son derece önemli, son derece stratejik ve son derece iyi sonuçlar almaya matuf olan görüşmeler yapılmıştır ve Türkiye\’nin istedikleri elde edilmiştir. Sayın Başbakan bu görüşmelerde bulunurken ve model ortaklık dediğimiz Amerika Birleşik Devletleri\’ndeki müzakereler devam ederken bazı siyasi partilerimizin özellikle 7 askerimizin şehit edilmesinden sonra Sayın Başbakanın derhal geri gelmesi gerektiğiyle ilgili beyanları da kesinlikle doğru bir zemine oturmamaktadır. Sayın Başbakan eğer tatile gitmiş olsaydı tatilini kesip derhal Türkiye\’ye geri gelmesi için kimsenin kendisine çağrıda bulunmasına da gerek yoktu, kendisi zaten bunu yapardı. Ama şu anda Hükümetimiz işinin başındadır, Başbakan Vekilimiz işin başındadır, Parlamentomuz çalışmaktadır, bütün kurumlarımız çalışmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, güven güçleri, istihbaratımız ve tüm devleti temsil eden, milleti temsil eden bütün kurumlarımız görevinin başındadır ve işlerlini hakkıyla yapmaktadırlar. Sayın Başbakanımız da bir taraftan Amerika Birleşik Devletleri\’ndeki temaslarını sürdürürken, çalışmalarını yaparken bir taraftan da dakika dakika gerek Başbakan Vekilimizden, gerekse İçişleri Bakanımızdan ve diğer sorumlu arkadaşlarımızdan bilgileri almaktadır ve Sayın Başbakanımız burada imiş gibi bu süreç yine Sayın Başbakanımızın bilgisi dahilindedir ve kontrolü dahilindedir, bunun bütün kamuoyu tarafından bilinmesini özellikle istek ediyorum.
Değerli basın mensupları bir kez daha altını çizmek istiyorum, Sayın Başbakanımız bugüne kadar yurtdışına özellikle son 7 yıllık iktidarımız süresince çok seferler, çok defalar çalışma ziyaretlerinde bulunmuştur, bunların hepsi Türkiye içindir, Türk milleti içindir, 72 milyon insanın rahatı, mutluluğu, refahı içindir ve bu yurtdışı seyahatlerindeki elde edilen başarılarından dolayıdır ki, Türkiye kendi bölgesinde parlayan bir yıldız olmuştur, dünyada itibarı olan bir ülke olmuştur, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin üyesi olmuştur, İslam Konferansı Örgütü\’nün Genel Sekreterliği şu anda Türkiye\’dedir, Medeniyet İttifakı projesinin eş başkanlığını şu anda Türkiye yürütmektedir. Ve gerek Türk dünyasında gerek İslam dünyasında, Kafkaslarda, Balkanlarda, Avrupa Birliği nezdinde, Amerika Birleşik Devletleri\’nde, Afrika\’da dünyanın neresine bakarsanız bakın orada Türkiye kocaman bir ilgi uyandırmaktadır ve dış basını takip eden değerli basın mensuplarımız bilirler; Türkiye hiçbir vakit dünyada bu kadar gündem olmamıştı ve Türkiye dünyada kötü yönlerle değil olumlu yönlerle gündem olmaktadır. Türkiye özellikle aktif ve etkin dış politikasıyla gündem olmaktadır, bu da tesadüfi değildir. Eğer Sayın Başbakanımız gelmiş ve şu anda hali hazırda geçmiş olan, halihazırda bu görevi yürütmekte olan Dışişleri Bakanımız ve geçmiş dönemde dışişleri bakanlığı yapan bakanlarımız, bütün Hükümetimiz eğer bu konuda etkin ve aktif, proaktif bir dış politika yapmamış olsaydı Türkiye bugün bu konumda olmazdı. Terörizm ile mücadelede uluslararası camianın desteğini almak, uluslararası camianın Türkiye\’nin yanında olmasını sağlamak birilerinin zannettiği gibi buraya kendi iç meselemizi yabancılarımızın iradesi ve inisiyatifiyle çözmek anlamına gelmez. Amerika Birleşik Devletleri gibi dünyanın süper ekonomik gücü, süper askeri gücü, 20 tane el Sayın bunların hepsi Birleşik Devletlerdedir, Amerika Birleşik Devletleri\’ndedir. Buna rağmen Amerika Birleşik Devletleri NATO\’nun desteği olmadan ve birçok kendisine müttefik olan ülkenin gücünü ve desteğini yanına almadan terörizmle mücadele edememektedir.
Değerli basın mensupları, terörle mücadele etmek çok kolay bir şey değildir. Eğer terörle ve terörizmle mücadele etmek çok kolay olsaydı bizden önce gelmiş geçmiş olan birçok olan hükümet Türkiye\’de de bu meseleyi bitirmiş olurdu. Bakın biz iktidara geldiğimiz vakit bugün yaşadıklarımızın hepsi bizim gündemimize hazır olarak gelmiştir, geçmişin bir mirası olarak gelmiştir, bunun bilinmesi gerekiyor ve Türkiye bundan böyle bu ayak bağlarında kurtulmaya çalışıyor. Terörle mücadele eden güvenlik güçleri, uzmanlar, terörle sadece polisiye ve askeri tedbirlerle mücadele edilemeyeceğini defalarca defaatle ifade etmişleridir, terörizmle ilgili mücadelenin terörle mücadeleden çok daha kalıcı, çok daha kısa orta ve uzun vadede çare üretici olduğunu hep ifade etmişlerdir. Ama bugüne kadar Türkiye\’de terörizm ile mücadele etmeye talip bir siyasi irade ortaya çıkmamıştır. Terörle mücadele güvenlik güçlerine havale edilmiştir. Risk almamak adına hiçbir iktidar terörizmle mücadele etmeyi üstüne almamıştır. Evet, Sayın Başbakanımızın tüm yetkililerimizin her vesileyle söylediği gibi, biz hakikaten annelerin gözyaşı akmasın istiyoruz. Tokat\’ta yapılan hain saldırıdan sonra da annelerin gözyaşları akmıştır, Türkiye\’nin gözyaşları akmıştır, içimize akmıştır, yüreğimize akmıştır ama değerli basın mensupları herkes şunu bilmelidir: Hiçbir hükümet şapkadan tavşan çıkarır gibi terörü bitiremez, hiçbir hükümet, hiçbir siyasi irade hokus pokus yöntemiyle kesinlikle terörü, terörizmi bitiremez. Aşağı yukarı bir çeyrek asırdan fazladır Türkiye\’de kanayan bir yara haline gelmiş olan, kaynaklarımızı heba eden, 40 binin üzerinde insanımızın kaybedilmesine yol açan, 300 milyar dolar kaynağımızı heba eden, dolayısıyla 1 trilyon dolarımızın heba olmasına yol açan terörle mücadele etmek için kimsenin elinde sihirli bir değnek yoktur. Bir yandan Hükümetimiz terörün bitmesi için şiddetin ve terörün bir sorun çözme enstrümanı haline getirilmesini önlemek için, birileri tarafından bunu bu şekilde lanse edilmesine mani olmak için, şiddet ve terör bir sorun çözme aleti, enstrümanı yolu, vasıtası değildir iradesini bu ülkede yerleştirmek için, demokrasinin standartlarını geliştirmek için kocaman bir gayretle çalışıyoruz.
Bir siyasi partinin genel başkanı, hani Türkiye\’nin gözyaşları dinecekti diyor. Değerli arkadaşlarım, terörle, terörizmle mücadele etmek, Türkiye\’nin birliğini bütünlüğünü sağlamak, Türkiye\’nin kardeşliğini tesis etmek sadece hükümetin görevi değildir; herkes kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundadır. İktidarın iktidar olarak kocaman bir sorumluluğu elbette vardır ama muhalefetin de muhalefet olarak üzerine düşen kocaman sorumluluklar vardır. Adeta insanları isyana teşvik edercesine açıklamalar yapılıyor, bu kabul edilebilir değildir. Dün bir siyasi partinin Sayın genel başkanı milletin ayağa kalkmasından söz ediyor. Değerli arkadaşlarım, bir siyasi partinin genel başkanı bir hukuk devletinde bunun gibi bir söz söyleyebilir mi? 12 Eylül\’den önce sağ-sol çatışmalarının, Sünni-Alevi çatışmalarının, şu bu çatışmalarının bu ülkeye kaybettirdiklerinden biz yeterince ders almadık mı? Bazı vilayetlerimizde yaşanan katliamların farkında değil miyiz? O gün de insanlar kendi problemlerini kendileri talip olmuşlardı. Üniversite gençliği ben memleketi koruyacağım diye sokağa dökülmüştü. Birisi efendim memlekete komünizm getireceğim diye gayret ediyordu, birisi de biz komünizmi önleyeceğiz diye polisin, askerin, güvenlik güçlerinin ve kurumların yapması gereken işi üstlenmişti ve 5 bin genç bu ülkenin sokaklarında birbirlerini telef ettiler ve boğazladılar. Eğer tarihten ders almazsak, eğer tarihten ibret almazsak yakın geçmişimizden iyi sonuçlar çıkarmazsak bugün iyi… Kuramayız ve geleceğe emin adımlarla yürüyemeyiz. Bir siyasi parti genel başkanının, \”eğer millet ayağa kalkarsa\” tabirini kullanması bir hukuk devletinde kabul edilebilir bir şey değildir. Bu ifade maalesef kışkırtıcı bir ifadedir, maalesef sorumlulukla bağdaşmayan bir ifadedir ve kamu otoritesini hiçe sayan bir ifadedir. Devlet bütün kurumlarıyla işinin başındadır. Son zamanlarda sokaklarda meydana gelen bazı görüntülerden dolayı elbette hepimiz rahatsızız, bu görüntüler ilk defa olmuyor değerli arkadaşlarım, hukuk devletinde yapılması gerekenler bellidir. Devlet terör örgütlerinin yöntemleriyle kinetik edemez; devlet, devlet sorumluluğuyla kinetik eder, hukuk hakimiyeti altında olan bir devlet hukukun gereğini yapar ve bugüne kadar yapılmıştır. Bu gösterilerde İçişleri Bakanımız kısa bir süre önce açıkladı 800 insan gözaltına alınmıştır, bunlardan yine önemli bir kısmı tutuklanmıştır ve adaletin önüne çıkarılmıştır. Elbette zarar gören vatandaşlarımızın zararının telafi edilmesi, elbette bundan mağdur olan insanların mağduriyeti de bizi bütün 72 milyonluk Türk milletini rahatsız etmiştir. fakat, sorumluluk herkesin üzerindedir ve herkesi itidale çağrı ediyoruz, herkesi sorumlu davranmaya çağrı ediyoruz, halkımızı da bu olup bitenlerden dolayı ümitsizliğe, karamsarlığa kapılmamaları için özellikle çağrıda bulunuyoruz kendilerine.
Değerli basın mensupları,
Türkiye bundan önce de bu tip badireler atlattı, son derece hassas bir dönemden geçiyoruz ve neyle aşacağız bunları? Bunları hukukla aşacağız, demokrasiyle aşacağız. Eğer birilerinin bildiği bunlar dışında bir çare varsa onu biz bilmiyoruz, biz bu ikisinin dışında; demokrasiyle çare üretme, demokrasiyle çare bulma ve hukuk devletinin gereğini yapmanın dışında AK PARTi\’nin bildiği bir formül yoktur. Birilerinin ayrı yöntemleri varsa biz o yöntemlere de açıkçası kapalıyız. Bir Cumhuriyet Halk Partili milletvekilinin kısa bir süre önce Türkiye kocaman Millet Meclisi\’nde Dersim\’le ilgili söyledikleri daha tazeliğini korurken daha dün akademik unvana sahip olan bir ayrı Cumhuriyet Halk Partili milletvekili ve açıkça darbeye davet anlamına gelebilecek ifadeler kullanmıştır. Bir milletvekili olarak, Türkiye kocaman Millet Meclisi\’nin bir mensubu olarak da burada teessüf ettiğimi ifade etmek istiyorum, Partim adına bu sözleri kınadığımı ifade etmek istiyorum, Türkiye kocaman Millet Meclisi adına ve demokrasimiz adına bu sözleri kınadığımı ifade etmek istiyorum. Türkiye kocaman Millet Meclisi\’nin bir mensubu nasıl bunun gibi bir ifade kullanabilir? Şimdi vahim olan şudur: Bu sözler söylendikten sonra bir grup başkan vekili tarafından, Cumhuriyet Halk Parti Grup Başkan Vekili tarafından ve Cumhuriyet Halk Partisi yöneticisi tarafından da bu söze bir tepki gelmemiştir. Sayın Öymen\’in sözlerine de bir tepki gelmemişti ve Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal olarak o sözlere sahip çıkmıştı. Ve dün yapılan konuşmaya da Cumhuriyet Halk Partisi tepkisiz kalarak, en azından ses çıkarmayarak ona katıldığını ve zımnen de olsa bu sözün arkasında olduğunu ifade etmiştir. Ben ülkem adına, Türk demokrasisi adına ve hakikaten kocaman mesafeler kat eden Türk demokrasisi adına bu sözleri çok talihsiz sözler olarak değerlendiriyorum ve ümit ediyorum ki bu Türkiye kocaman Millet Meclisi çatısı altında söylenmiş son sözler olur.
Değerli arkadaşlarım, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Milliyetçi kinetik Partisinin Sayın değerli Genel Başkanı yine grup toplantılarında Hükümetimize istinaden, Partimize istinaden, Başbakanımıza istinaden, Cumhurbaşkanımıza istinaden son derece hakaretamiz ifadeler kullanmaya devam etmektedirler. Bir kez daha ifade ediyorum; ihanet lafı, hıyanet lafı uluorta kullanılabilecek bir söz değildir. Biz bugüne kadar Türkiye\’de Anayasa ve yasalara göre kurulmuş ve işleyişini buna göre sürdüren ve millete dayalı siyaset yapan hiçbir siyasi partinin değerli mensubunu, genel başkanını hıyanet, ihanetle suçlamadık bu üslup bizim üslubumuz değil. Ve eğer sayın genel başkanlar bu üslubu kullanırlarsa, bu sözleri söylerlerse sokaklardaki insanların ayrı türlü davranmasını da kimse kınamaz olur. Ben o insanlara da bu tavırlarını gözden geçirmeleri çağrısında bulunuyorum. AK PARTi\’nin bir mensubu olarak, sorumluluk konumunda olan bir insan olarak Türk siyaseti adına onları sorumluluğa çağrı ediyorum. Hatırlamaya çalışın ve toplumumuzun önemli bir kısmı hatırlıyor, soğuk savaş döneminin jargonuyla konuşan, soğuk savaş döneminin üslubuyla konuşan geçmişte siyasetçilerimiz vardı ve halk bu siyasetçilerin hepsini tarihe gömdü, onları Türkiye kocaman Millet Meclisi\’nin dışına attı. Bu kavgacı ve hırçın üslubu benimseyenler, milleti isyana teşvik edenler, milletin duygularını istismar edenler, milletin adeta üzüntüsü, kederi, yası üzerinden siyaset yapanlar her vakit millet tarafından cezalandırıldı, bugün de cezalandırılacaktır.
Tokat\’taki saldırının faili henüz belli olmamıştır. Bunu henüz herhangi bir örgüt üstlenmemiştir değerli arkadaşlar. Ama hangi örgüt tarafından yapılırsa yapılsın, kim tarafından yapılırsa yapılsın o kurşunlar sadece 7 tane Mehmetçiğimize sıkılmamıştır, onlar Türk demokrasisine sıkılmıştır, Türkiye\’nin huzuruna, barışına ve kardeşliğine sıkılmıştır.
Terör örgütlerinin kim olduğu çok fazla da önemli değil. Terör örgütleri bazen aldıkları ihalelerde taşeronlar da kullanabilirler. Birbirlerine taşeronlar birbirlerini taşeron olarak kullanabilirler. Ve aleni söyleyeyim Türkiye\’de ne vakit normalleşme çabaları artarsa, Türkiye\’nin demokrasisinin standartları ne vakit rayına oturmaya başlar, özellikle artarsa, demokrasimizin standardı yükselirse bir bakıyorsunuz bir karanlık kuvvet, karanlık bir emel derhal devreye giriyor ve düğmeye basılıyor. Biz bu filmleri daha önce de gördük, bu senaryolar daha önce de yazıldı, bugün de maalesef yazılmaya devam ediyor. 72 milyon olarak, şehitlerimiz arkasından elbette bize yakışan vakarla ağlamaya, gözyaşı dökmeye gerekirse devam edeceğiz. O şehitlerimizin hatıralarını gönüllerimizde saklayacağız, gazilerimize sahip çıkacağız. Ama herkes şunu bilsin ki: Daha fazla şehit olmaması için, daha fazla gazi olmaması için bu ülkenin birliğine, bütünlüğüne, kardeşliğine, bu ülkenin insanlarının refahına, 72 milyon Türk milletinin refahına ve mutluluğuna biz hizmet etmek ve bunu temin etmek için her türlü yola başvuruyoruz, meşru bütün vasıtaları devreye sokuyoruz. Bütün bunları yaparken yurtiçinde, yurtdışında çalışmalarımızı sürdürürken eğer birileri bizim bu hareketimizi ihanetle suçluyorsa biz onların bu üslubunu, bu tavrını, bu yaklaşımını da milletimizin sağduyusuna havale ediyoruz. Onların kullandığı aynı kelimeleri ve üslubu bugüne kadar kullanmadık, bundan sonra da kullanmayacağız değerli arkadaşlarım.
Hüseyin Çelik, gündeme ilişkin değerlendirmelerinin ardından gazetecilerin soruların da şu şekilde yanıtladı:
Arkadaşlar, kurt puslu havadan hoşlanır. Teröristler hiçbir vakit huzurun, barışın, kardeşliğin, refahın, mutluluğun olduğu bir yerde doğsalar bile büyüyemezler, daha fazla üreyemezler. Huzur, barış, refah ortamı ve özellikle insanların birbirlerine saygı duyması, çoğulcu bir anlayışla insanların birbirini kabullenmesi kesinlikle karanlık güçlerin, terörist grupların, terörist örgütlerin hoşuna gitmez, işine gelmez. Onlar fakat kan ve barut kokusunun olduğu ortamlarda faaliyet gösterirler ve daha fazla parlarlar, daha fazla kuvvet elde ederler. Tabii Türkiye\’ye istinaden olarak, Türkiye dünyada parlayan bir yıldızken, Türkiye\’de itibar kazanırken doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde hakikaten çok aktif bir dış politika yürütürken ve dünyanın dört bir yanında çok ciddi kazançlar elde ederken diyelim ki Kuzey Irak\’ta 48 anlaşma birden yapılıyor ve oradaki özellikle yeniden yapılanma kocaman çapta Türk müteahhitlerin inisiyatifine geçebiliyorsa, Libya\’da bu oluyorsa, etrafımızda bu oluyorsa birilerinin birileri adına bundan hoşlanmayacağından da emin olabilirsiniz. fakat biz şu rahatlık içerisinde veya bu sorumluluğu ayrı tarafa yıkma anlayışı içerisinde olmayacağız. İşte herkes bize komplolar kuruyor o vakit biz uyanık olacağız, herkes bizim mezarımızı kazmaya çalışıyor, bize çelme atmaya çalışıyor, çelme takmaya çalışıyor, bütün millet olarak eğer biz uyanık olursak bunların üstesinden geliriz. Sağlam olan vücuda mikrop giremez arkadaşlar, girse bile tahribat yapamaz. Dolayısıyla, iç bünyemizi çok sağlam tutmak zorundayız, doğusuyla, batısıyla, güneyiyle, kuzeyiyle sağlam tutmak zorundayız, mesele bundan ibarettir.
***
Efendim, tabii biraz önce söylediğim sözler zaten geçmişten ders alınması anlamındaydı, ders alınması gerektiğini ifade etmek için bunları söyledim. Buradan özellikle DTP\’ye ve DTP\’nin tabanına da seslenmek istiyorum. Son günlerde birçok ilimizde, ilçemizde meydana gelenler olaylar kesinlikle 72 milyonu rahatsız etmiştir. Bundan hoşlanan bir azınlık olabilir. Ve herkes şunu bilmelidir: Şiddet ve terör bundan böyle insanların kendisini ifade etme biçimi değildir. Şiddet ve terörle kendini ifade etmeye çalışanlar veya sorunlarını bu yolla çözmeye çalışanlar dünyada her vakit, bundan sonra da antipatik olacaklardır, her vakit antipatik olmuştur, bundan sonra da antipatik olacaklardır. Kimse bununla bir çözüme ulaşamaz. Şunu unutmayın: Türkiye\’de en fazla kan akan, terörün en fazla can aldığı yıllar 90\’lı yıllardır. Bakın 90\’lı yıllarda onca şehit verilmesine rağmen, onca kan dökülmüş olmasına rağmen ve onca da terörist öldürülmüş olmasına rağmen o günlerde Türkiye\’de bütün bu meselelerin üstesinden istikbal bir güçlü hükümet ve güçlü bir siyasi irade olmadığı için bu terörizm ile mücadele gündeme gelmemiştir, hep terörle mücadele etmiştir. Temennimiz bu olmamalı.
Şu anda tabii DTP ile ilgili kapatma davası malumunuz sürmektedir. Bu vesileyle bununla ilgili de görüşlerimi bir iki cümleyle ifade etmek istiyorum. Partimiz oldum olası siyasi partilerin kapatılmasına karşıdır değerli arkadaşlar. Tabii özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına bakıyorsunuz, bizim kendi iç hukukumuza bakıyorsunuz oradaki ilkeleri elbette mahkemeler değerlendirecektir. fakat ben şunu ifade etmek istiyorum: Suçu tabelalar işlemez, suçu binalar ve tüzel kişilikler, şahsi manevi işlemez; suçu insanlar işler. Aslında ceza olacaksa da bu suça karşılık olarak şahısların cezalandırılması daha anlamlı ve mantıklıdır. Ama kurumların kapatılmaması gerektiğini biz düşünüyoruz ve çünkü kapattığınız vakit bir sonuç elde etmiyorsunuz. Biliyorsunuz işte şimdiki DTP de geçmişten beri HEP olarak başladı, DEP olarak devam etti, HADEP\’di, DEHAP oldu, şimdi DTP oldu. Alfabede harf mi yok arkadaşlar? P sabittir diğerleri değişkendir. Neticede bir siyasi parti daha kurulur ve belki aynı şahıslar olmaz, ama aynı düşünce yola devam eder. Dolayısıyla, Türkiye\’de siyasi partilerin kapatılması meselesi oldum olası bir problemdir ve AK PARTi hiçbir siyasi partinin kapatılmasından yana değildir, kapatılmaması gerektiğini düşünür; bu konudaki görüşlerimiz de budur arkadaşlar.