Seçim Sitesi

Seçim Haberleri, Seçim Anketi

DEHAP Demokratik Halk Partisi

 

 

 

Genel Başkan:Tuncer BAKIRHAN

 

SANCILI GEÇİŞLER ÜLKESİ TÜRKİYE/TOPLUM-SİYASET-DEVLET:

Bütün bir toplumsal yaşamın üç önemli alanı olan toplum-siyaset-devlet ilişkisini irdelemek ve bunun sonuçlarını Türkiye’ye uyarlamak, Türkiye’nin genel politik durumunu anlayabilmek ve anlatabilmek açısından hem bir gereklilik ve hem de bir zorunluluk olmaktadır.

Çok çeşitli sınıf katman, topluluk, meslek, cins, inanç ve mezhep grubu gibi değişik kümelenmelerden oluşan ve sürekli bir değişkenlikle karmaşık özellikler taşıyarak dinamik bir olguyu ifade eden bütün toplumun, siyaset kurumunun temel aracı durumunda bulunan siyasi partiler başta olmak üzere çeşitli araç ve yöntemleriyle kendilerini ifade ederek, devleti etkilemeye ona yön vermek suretiyle kendi çıkarlarını korumaya çalıştıkları, günümüz dünyasının bilinen genel bir gerçekliği olmaktadır.

İnsanlık tarihin her döneminde, o dönemin egemen üretim biçimi, teknik ve bilimsel gelişimin dönemsel düzeyi, felsefi-ideolojik gelişmişlik ölçüsü ve başka bir çok faktörün etkisiyle oluşan çeşitli toplumsal kümelenmeler, bir taraftan kendi iç örgütlenmeleri-dayanışmalarını geliştirirken bir taraftan da kendi dışında yer alan benzeri kümelenmelerle mücadele etmeyi tasarlamışlardır.

Bu mücadele şüphesiz her dönemde farklı özellikler taşımış, ama modern tarih, insanlığın uygarlığa geçişi de diyebileceğimiz günümüz döneminin toplumsal yaşamı genel olarak girişte belirtmeye çalıştığımız üçlü ilişkinin (toplum-siyaset-devlet) çevresinde dolanıp durmuştur. Yine şüphesiz bu ilişki her ülkenin özgün koşulları içerisinde farklılıklar taşımış ve taşımaya da devam etmektedir.

Konuyu fazla dağıtmamak için çok gerilere gitmeden ve kısa bir özetle belirtecek olursak günümüz Türkiye’sinin yaşadığı çok yönlü sosyal / siyasal bunalım aslında köklerini bugünkü devletin kuruluş sürecinden almaktadır.

Geriye doğru bakıldığında görülen ve bugün derinden değişmeye başladığı hissedilmesine rağmen henüz pratik sonuçları görülmeyen gerçek şudur: Ordu tarafından kurulan ve “kollanan” anti-demokratik / oligarşik bir cumhuriyet, değişim ihtiyacını köklü şekilde gören, bunun işaretlerini aslında güçlü şekilde vermeye başlasa da henüz aşamadığı çok yönlü tutuculuk ve dogmatizmle kuşatılmış ve zihinsel açlık içindeki toplum gerçeği ve hepsinden önemlisi de her türlü elverişli koşulların varlığına  rağmen dönüştürücü-reforme edici rolünü bir türlü oyna(ya)mayan ürkek, cılız ve her bakımdan boğazına kadar anti-demokratizme gömülerek takınmış bulunan geleneksel siyaset kurumu. Hepsi biri birine bağlı, bir çözümsüzlük yığını şimdilerde ağır aksak da olsa, zorlanarak da olsa, bunu aşmanın-daha doğrusu aşmaya çalışmanın içte ve dışta mekanizmalarını yaratmaya çalışıyor.

Devlet-siyaset ilişkisi açısından hala da aşılamayan tam bir kısır döngüyü yaşadı. Türkiye, Kurucu/kollayıcı irade olduğu için çoğu zaman “devlet”le özdeşleşen ordu tarafından alanı son derece daraltılmış bir siyaset kurumu, ama yakından bakıldığında bu pozisyonuna çoktan razı olmuş gibi görünen, bunu zorlamayan-belki de zorlayamayan demek daha doğru olur-bu nedenle siyaset yapmayı daha çok geniş kamu olanaklarını çoğu zaman kendilerine ve yakınlarına / biraz da seçmenlerine dağıtmak olarak ele alan ve bu nedenle de her geçen gün etkisiyle gücünü yitire yitire artık dibe vurmuş bulunan siyaset yapılanması bu kısır döngünün iki sacayağı olmaktan bir türlü kurtulamıyor.

Devlet/Ordu ve onun son derece hantal/tutucu bürokrasisi, özellikle askeri darbelerle önemli kırılmalara uğrattıkları siyaset kurumunun demokratik bir karakter kazanmasını engellemekte, ama bir bütün olarak siyaset kurumu da, ülkenin ve toplumun çağdaş demokratik uygarlık ölçülerine ulaştırılması amacının – kimi zaman kıyılarında gezinse de- yanından bile geçmemektedir.

Kabul ve itiraf etmek gerekir ki siyaset yapılanmasının bu yönlü pozisyonu, yelpazenin sağında da solunda da nedenleri/etkileri/sonuçları önemli farklılıklar taşısa da aynı şekilde belirdi. Hizbullah gibi ilişkileri karanlık ve kanlı yöntemler denemekte sakınca görmeyen örgütler ve benzeri örgütlerin güçlenip palazlanmasına kaynaklık eden ve Nakşibendilik başta olmak üzere çeşitli cemaat/tarikatlarla ilişki içinde büyüyen, modası geçmiş ırkçı söylemlerle uygun ama geçici konjoktürel koşulların varlığı nedeniyle elde edilen iktidar olanaklarının dayanılmaz cazibesi arasında bocalayıp duran, en liberalinin ekonomik liberalizmi siyasal/sosyal özgürlüklerle bütünleştiremediği dinsel / miliyetçi / liberal sağ siyasal cenah bir yanda, devletçilik/milliyetçilik kapanından kendisini bir türlü kurtaramayan, kalıpçı/dogmatik özellikleri nedniyle tartışmaya kapalı olduğu için gelişip güçlenemeyen, örgütsüz olduğu için etkisiz olan, yaratıcılıktan uzak ideolojik / örgütsel pratiğini her geçen gün kendisini zayıflattığını bile göremeyen, AB süreci gibi genel bir demokratikleşme projesini tartışmak adına, bu topraklarda yaşayan insanlara verecek hiçbir şeyi olmayan ırkçı/milliyetçi/totaliter güçlerle aynı konuma sürüklendiğini bile bile bu tavrını inatla ve ısrarla sürdüren kimi “sol”, sosyalist, sosyal demokratla, Kemalizmin yenilenmemesi nedeniyle, 1920’ler de çakılıp kalan katılığının değişik versiyonları olan en “uç”ta kinden en ılımlısına kadar çeşit çeşit boy boy örgüt, oluşum, plartform, parti, diğer yanda.

Fazla ayrıntıya girmeden genel olarak bu şekilde belirtilebilecek siyasal tablo, aslında olup biten her şeyin adeta “değişmelisin” demesine rağmen, demokratik siyasetin kararlı siyasal iradesi olabilecek, gerçek bir demokrasiyi bütün kural ve kurumlarıyla gerçekleştirmeyi programlaştıran doğru politik öncülüğün ortaya çıkamaması nedeniyle daha uzun bir süre süreceğe benzemektedir. Toplumsal / siyasal yaşamda var olan bütün kurumlar aslında çoktandır eskimiş/aşınmış olduğu halde, yenilenememeleri / yerlerince yenisinin konamaması nedeniyle yaşanan inişl / çıkışlı karmaşık bir siyasal atmosfer bütün çelişkileriyle bir süre daha devam edecektir.