Seçim sonuçları | Seçim anketi | Genel seçim | Milletvekili seçimleri

2010 YILI BÜTÇESİ GENEL KURULUDA

, Tokat\’ın Reşadiye ilçesinde 7 askerin şehit edilmesinin, \’\'açılıma istinaden bir PKK provokasyonu\’ olduğunu dedi. Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulu\’nda, 2010 Yılı Merkezi idare Bütçesi Kanunu Tasarısı\’nın tümü üzerinde değerlendirmelerde bulundu.

Sözlerine Bursa Mustafakemalpaşa\’da hayatını yitiren 19 madenciye rahmet dileyerek başlayan Başbakan Erdoğan, Tokat\’ın Reşadiye ilçesinde terörist saldırı sonucu şehit olan 7 Mehmetçiği rahmetle andığını ifade ederek, tüm yakınlarına ve millete başsağlığı diledi.

İstanbul\’da terör örgütünün istismar ettiği çocukların gerçekleştirdiği terör eyleminde molotoflu saldırıya maruz kalarak yaşamını yitiren Serap\’a da rahmet dileyen Başbakan Erdoğan, şunları dedi:

\’\'Sayın Baykal, Reşadiye saldırısını PKK\’nın gerçekleştirdiğini söyleyemediğimizi, spekülasyon ürettiğimizi ifade etti. Devlet yönetimi bir ciddiyet gerektirir. Devlet ve Hükümet aklına estiğini konuşmaz. Tespitlerini yapmadan, delillerini bulmadan konuşmaz. Zira ülkede bir tane terör örgütü yok. Terör örgütünün farklı isimlerdeki terör örgütleriyle de iş birliği halinde uygulamış olduğu terör de var. Bunları tespit ederek, açıklamaktır aslolan.

Saldırıyı terör örgütü üstlenmiştir. Ve burada spekülasyonlara fırsat vermeden, terör örgütünün üstlendiği gibi bizler de aynı şekilde terör örgütünün reklamını, propagandasını yapar gibi sürekli ismini zikretmeyi de doğrusu hiçbir vakit kendi devlet ciddiyetimizle uyumlu bulmuyoruz. Reşadiye saldırısı bir provokasyondur. Evet, açılıma istinaden bir PKK provokasyonudur, milli birlik ve kardeşlik sürecine istinaden terör örgütünün bir sabotajıdır. Bunu bile saptıran bir anlayış, hata muhalefet tarzının somut bir örneğidir.\’\’

\’\'ÇATIŞMALARLA, TERÖRLE, GERİLİMLE, UMUTSUZLUKLA GÜNDEMDE KALAN, MESELELERİNE CESARETLE EL ATAMAYAN, SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ İÇİN SAMİMİYETLE, KARARLILIKLA RİSK ALMAYAN, ALAMAYAN BİR ÜLKE, HER ALANDA OLDUĞU GİBİ EKONOMİDE DE GERİ KALMAYA, YERİNDE SAYMAYA MAHKUMDUR\’\’

Başbakan Erdoğan, \’\'Çatışmalarla, terörle, gerilimle, umutsuzlukla gündemde kalan, meselelerine cesaretle el atamayan, sorunlarının çözümü için samimiyetle, kararlılıkla risk almayan, alamayan bir ülke, her alanda olduğu gibi ekonomide de geri kalmaya, yerinde saymaya mahkumdur\’\’ söyledi.

Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulu\’nda, 2010 Yılı Merkezi idare Bütçesi Kanunun Tasarısı\’nın tümü üzerindeki eleştirileri yanıtladı.

Türkiye\’nin meselelerinin iç içe geçmiş meseleler olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, on yıllar boyunca çözümsüz bırakılan, çözümsüzlüğe terk edilen ve üst üste biriken meselelerin, vakit içinde birbirini besler hale geldiğini ve girift bir yapı arz etmeye başladığını dedi.

Başbakan Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında AK PARTi\’nin iktidarı geldiğinde ülkenin tüm meselelerine bir bütünlük içinde yaklaştığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

\’\'Ekonomik kalkınma ve refahın, demokratikleşmeden başka olmadığını düşündük. Dış politikayı ekonomik kalkınmadan, demokratikleşmeden başka görmedik. Demokratikleşme alanında yaptığımız reformlar, bir yandan ekonomiyi güçlendirirken, bir yandan da dış politikada elimizi güçlendirdi.

Özetle, bütün meselelere eşit yoğunlukta, eşit ağırlıkta eğildik ve Türkiye\’yi her alanda sağlıklı ve istikrarlı şekilde büyütmenin mücadelesini verdik. Eğer, demokratikleşmeyi erteleyip, bütün mesaimizi ekonomiye sarf etseydik, bugün elde ettiğimiz başarılara ulaşmamız mümkün olamazdı. Ya da dış politikaya odaklanıp, ekonomiyi, demokratikleşmeyi ihmal etseydik, erteleseydik, Türkiye\’ye bugün sahip olduğu uluslararası ağırlığı ve itibarı kazandıramazdık.

Biz, Türkiye\’yi topyekun ayağa kaldırmanın, her alanda bir bütünlük içinde geliştirme ve kalkındırmanın gayreti içinde olduk. İlk günden itibaren üzerinde durduğumuz iki kavram vardı: emniyet ve istikrar… İşte bu iktidar istikrarı sağlamıştır, güveni sağlamıştır. İşte bunu sağladığı içindir ki küresel sermaye Türkiye\’ye hiçbir dönemde görülmediği kadarıyla gelmiştir. Bu rakamlarla ortadır. Eğer Türkiye\’yi dolaşıyorsanız, zaten bunları görürsünüz ama burada söyleyemezsiniz. Çünkü, işinize gelmez.\’\’

Başbakan Erdoğan, emniyet ve istikrar sağlanmadan hiçbir gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin olmayacağını çok iyi bildiklerini, bu yüzden emniyet ve istikrarı tesis etmeyi, öncelikli mesele olarak gördüklerini dedi.

\’\'Memnuniyetle ifade etmeliyim ki emniyet ve istikrarı sağladığımız oranda Türkiye, gelişti, büyüdü, kalkındı çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkma yolunda emin adımlarla ilerledi\’\’ diyen Erdoğan, demokratik ve ekonomik istikrarı sağladıkları, ekonomik ve siyasi reformları hayata geçirdikleri oranda Türkiye\’nin çıtasını daha yükseklere çektiklerini vurguladı.

Türkiye\’nin nereden nereye geldiğini, halkla birlikte bütün dünyanın da çok iyi gördüğünü ifade eden Başbakan Erdoğan, \’\'Tabii şimdi burada Türkiye\’nin nereden nereye geldiğini konusunu söylemeyi hata telakki edenler de var. Bunu yapacağız ki ortaya çıksın. Bir muhasebe yapacağız. Millet sizi muhasebeye çekmeden siz kendinizi muhasebeye çekesiniz. Neredeydik, nereye geldik?\’\’ diye konuştu.

GEÇMİŞ YILLAR

Başbakan Erdoğan, 1999 yılından hatırlatmalarda bulundu konuşmasında, o yıl Türkiye\’nin büyüme oranın eksi 4,7 olduğunu, 2000 yılında ise oranın 6,8\’e çıktığını anlattı. 2001 yılında yine eksi 5,7 büyüme gerçekleştiğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, bu rakımın 2002\’de 6,2\’ye yükseldiğini dedi. 1999-2002 ortalamasının binde 5 olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, \’\'İktidarda kim var? MHP-DSP-ANAP var. Ortalama bu\’\’ söyledi.

Başbakan Erdoğan, 1994\’te SHP\’nin iktidar olduğunu, büyüme öngörüsünün artı 4,5 olduğunu, gerçekleşen oranın ise eksi 6,1 çıktığını dedi.

Türkiye\’nin, içine kapanan, kendi sorunlarıyla bile kafa edemeyen bir konumundan kurtularak yıldızı parlayan bir bölgesel kuvvet olduğunun daha iyi görüldüğünü belirten Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

\’\'Türkiye, her alanda tarihinde görülmemiş gelişmelere imza atıyor, rekorlar kırıyor, küresel ve bölgesel roller üstleniyor, takdirle adından bahsedilen bir ülke konumuna geliyor. Biz burada bütün değerlendirmeleri yaparken, ebediyete intikal etmiş büyüklerimizin gerçekleştirdiği rakamlardan öte onları hedef olarak alalım ama biz kendimiz yaşıyoruz. Bu ömrü yaşayanlar olarak bu hesabı biz vereceğiz, biz… Biz ne yaptık? Siz ne yaptınız Sayın Baykal, siz ne yaptınız Sayın Bahçeli? Bunu söyleyin…

Şu noktaya özellikle dikkatlerinizi çekmek istiyorum; Türkiye, biz geldiğimizde, 2002 yılının sonunda, TL cinsi iskontolu borçlanma senedi için, lütfen dikkat ediniz, tam yüzde 62,7 oranında faiz ödüyordu. Reel olarak Türkiye\’nin ödediği faiz, 2002 yılında yüzde 28 seviyesindeydi. Bu ülkenin varlıklarının, bu ülkenin gelirlerinin, kaynaklarının, enerjisinin, kazançlarının yüzde 62,7\’si, evet, ürettiğimiz her yüz liralık değerin 62,7 lirası faiz olarak uçup gidiyordu. İktidarda kim vardı? MHP-DSP-ANAP…

İşverenlerin, sanayicilerin, esnafın, çiftçi kardeşimin, işçi, memur kardeşimin kazancı, alınteri, emeği, ekmeği, sofrasındaki yemeği, faiz olarak borç verenlere aktarılıyordu. 7 yılda bu oranı kademe kademe düşürdük ve bu yıl içinde, küresel kriz ortamına rağmen yüzde 7 gibi rekor bir seviyeye kadar çektik.

En son, cuma günü itibariyle söylüyorum, bu faiz oranı son işlemde yüzde 9,12 olarak gerçekleşti. Reel faizler ise yüzde 2,5\’e kadar geriledi.\’\’

ENFLASYON

Bu sırada CHP sıralarından enflasyonla ilgili laf atılması üzerine Başbakan Erdoğan, \’\'Onu da açıklarız, ne merak ediyorsun? Yüzde 30\’la devraldık, şu anda enflasyon yüzde 5,5. Aradaki fark ortada\’\’ diye konuştu. Erdoğan, sözlerini, \’\'Uzaydan birileri kulağıma söylemiyor, işte resmi rakam. Yüzde 30\’la aldık, şu anda 5,5. Sizlerin de içinde bulunduğu koalisyon dönemlerine bakın, üç haneli rakamı bile bu ülke enflasyonda gördü, üç haneli…\’\’ şeklinde sürdürdü.

Reel faizi de aynı dönemde 25,3 puan indirdiklerini bildiren Erdoğan, şöyle konuştu:

\’\'Şimdi bu para benim kimin cebinde kalıyor? Benim milletimin cebinde kalıyor. Şimdi bundan böyle bu para, kurda kuşa değil, benim milletimin sofrasına gidiyor. Bu aradaki fark, benim ülkemin kalkınmasına, ilerlemesine, büyümesine harcanıyor…

Yaklaşık 54 puanlık bu fark, Türkiye için, aziz milletimiz için okula dönüşüyor, hastaneye dönüşüyor, yola dönüşüyor, baraja, adalet saraylarına, emniyete, ücret artışlarına dönüşüyor; işe, aşa dönüşüyor.

Türkiye\’nin borçlanma faizleri sebep bu kadar yüksekti? Türkiye enerjisini, kaynaklarını, milletimizin alın terini sebep bu kadar yüksek faiz oranlarına harcamak zorunda kaldı? Bu faizi bu kadar yüksek kılan nedir? Her ülkenin bir risk primi vardır. Her ülkenin riskine göre piyasada bir faiz oranı oluşur.

Çatışmalarla, terörle, gerilimle, umutsuzlukla gündemde kalan, meselelerine cesaretle el atamayan, sorunlarının çözümü için samimiyetle, kararlılıkla risk almayan, alamayan bir ülke, her alanda olduğu gibi ekonomide de geri kalmaya, yerinde saymaya mahkumdur…

2002 yılında milletimizin, devletimizin ödediği yüzde 63 oranındaki faizin, onun öncesinde ödenen, yüzde 5 bin, yüzde 7 bin faiz oranlarının anlamı budur, bu yüksek oranların anlattığı işte budur. Kim vardı iktidarda? MHP-DSP-ANAP…

2002 yılında Türkiye\’nin risk primi yüzde 7 iken, bugün risk primimiz yüzde 2\’ye indi. Tek başına şu faiz oranındaki, risk primindeki düşüş bile, Türkiye\’nin sadece ekonomide değil, diplomaside, demokratikleşmede ulaştığı noktanın; elde ettiği saygınlığın, itibarın, ağırlığın en somut, en bariz göstergesidir.

Ne yazık ki bu ülke yıllar boyu ağır bedeller ödemeye mahkum bırakıldı. Bu ülke faiz yoluyla ağır bedeller ödedi. Bu ülke enflasyonla ağır bedeller ödedi. Bu ülke, çözümden çok sorun üreten siyasetçiler eliyle ağır bedeller ödedi. Bu bedeli biz ödedik, 72 milyon vatandaş ödedi. İşçi ödedi, memur ödedi, çiftçi, köylü, esnaf ödedi, konut hanımları ödedi, emekli ödedi.\’\’

\’\'MİLLİYETÇİYİM DİYEREK ORTALIKTA DOLAŞANLARA SESLENİYORUM:
MİLLİYETÇİYDİNİZ DE BU ÜLKENİN BÖYLE GÖZ GÖRE GÖRE SOYULMASINA sebep SEYİRCİ KALDINIZ, sebep SESİNİZİ ÇIKARMADINIZ, AKŞAM KARANLIĞINDA MERKEZ BANKASI SOYULURKEN, MİLLİ BANKAMIZ SOYULURKEN, MİLLETİMİN BÜTÜN İMKANLARI SOYULURKEN, MİLLİYETÇİLİĞİNİZİ O GÜN sebep HATIRLAMADINIZ?\’\’

Başbakan Erdoğan, 9 bankanın 20 Şubat 2001 tarihinde Merkez Bankasından mesai saatinin bitiminden sonra 4 milyar 163 milyon dolar alım yaptığını hatırlatarak, \’\'Bizi, ülkeyi satmakla, ihanetle, hıyanetle suçlayanlara buradan sesleniyorum: İhanet, hıyanet diyorsunuz, peki bu nedir?\’\’ diye sordu.

Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulunda, 2010 Yılı Merkezi idare Bütçesi Kanun Tasarısı\’nın tümü üzerindeki eleştirileri yanıtladı. Başbakan Erdoğan, 20 Şubat 2001 günü iktidarda MHP-DSP-ANAP koalisyonunun bulunduğunu hatırlatarak, şunları dedi:

\’\'Burada isimlerini veremeyeceğim bazı bankalar, ulusal ya da uluslararası bankalar, altını çiziyorum; mesai saati dışında, Merkez Bankasından çok yüklü miktarlarda döviz alımı yapıyorlar. Bir banka 1 milyar 63 milyon dolar, bir başkası 764 milyon dolar, bir başkası 426 milyon dolar… Liste uzayıp gidiyor. Mesai saatleri dışında Merkez Bankasından alım yapılıyor. Dolar kuru, dikkat ediniz, 685 bin Türk Lirası. Bu alımların hemen ardından kriz patlıyor, dolar hızla yükseliyor ve 1 milyon 80 bin Türk Lirasına çıkıyor.

Bu bankaların birkaç saat sonraki karları; biri 296 trilyon, bir diğeri 211 trilyon, bir diğeri 116 trilyon Türk Lirası. Bu bankaların bir gün sonraki karı; İlkininki 419 trilyon, ikincisininki 300 trilyon, sonrakinin 166 trilyon Türk Lirası.

O gece, en fazla alım yapan 9 bankanın satın aldığı döviz miktarı, 4 milyar 163 milyon dolar. Bu 9 bankanın bir saat sonraki karı, 1 katrilyon 153 trilyon Türk Lirası. Bir gün sonraki karları, 1 katrilyon 635 trilyon Türk Lirası.

Bunu benim milletime yaşattılar. Kim yaşattı? MHP-DSP-ANAP…
Sonuç; o zamanın banka başındaki Rahşan affına girdi. Teftiş kurulları da ne yazık ki bununla ilgili \’uygulamalar yasalara uygundur\’ söyledi ve bunlar geçiştirildi. Ben o günün neticesini veriyorum sizlere. \’Kazanca el konulabilirdi\’ ifadesi… Buyurun herşey ortada. Belgeleriyle vs. ortada. Türkiye\’ye bu reva mıydı? Bu aziz millete bu reva mıydı?

Bizi, ülkeyi satmakla, ihanetle, hıyanetle suçlayanlara buradan sesleniyorum: İhanet, hıyanet diyorsunuz, peki bu nedir?

Milliyetçiyim diyerek ortalıkta dolaşanlara sesleniyorum:
Milliyetçiydiniz de, bu ülkenin bunun gibi göz göre göre soyulmasına sebep seyirci kaldınız, sebep sesinizi çıkarmadınız, akşam karanlığında Merkez Bankası soyulurken, milli bankamız soyulurken, milletimin bütün imkanları soyulurken, milliyetçiliğinizi o gün sebep hatırlamadınız? Milliyetçiyim diye diye bu millete bu ağır bedeli ne hakla, hangi vicdanla,hangi insafla ödettiniz?

2001 krizi işte Türkiye\’nin bunun gibi fena yönetilmesinin bir sonucuydu, 2009\’da yaşadığımız mali kriz ise dünyanın fena yönetilmesinin bir sonucudur.\’\’

\’\'TEĞET GEÇİYOR\’\’

2001 krizinde ithal projelerle ülkenin kurtarılmaya çalışıldığını ifade eden Başbakan Erdoğan, \’\'Biz ise kendimiz yönetiyoruz ve yine söylüyorum teğet geçiyor, teğet…\’\’ söyledi.

Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

\’\'2001\’de IMF\’nin politikalarıyla Türkiye\’yi krizden çıkarmaya çalıştınız. Kendi milli politikanızı uygulamadınız. Çünkü, yoktu. Milletimizin hassasiyetlerini koruyamadınız. 2 yıldır biz, IMF ile bu noktada evet demedik. Ve 23,5 milyar dolar borçla devraldık IMF\’den ödedik, ödedik, şu anda 8,5 milyar dolar borcumuz var. Biz masaya adam gibi otururuz, adam… Muhalefet borçlandı biz ödedik. 21 banka o dönemin iktidarında maalesef fona devredildi ve batırıldı.\’\’

\’\'DÜŞÜNÜN, MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK SÜRECİ… İNSAN BU KAVRAMA BİLE SAYGI DUYAR, SAYGI. BAK BU KAVRAMI DUYDUĞUNUZ vakit HOPLUYORSUNUZ. KİTABINIZDA KARDEŞLİK YOK, NE YAPAYIM? BİRLİK YOK, BERABERLİK YOK, NE YAPAYIM?\’\’

Başbakan Erdoğan, \’\'Üç aydır attığımız bu adımlar neticesinde, hangi adım, açılım sürecinin hangi başlığı ülkeyi geriyor, ülkeyi bölüyor?Attığımız hangi adıma alternatif ürettiniz? Gerilim üreten, sizin hayali senaryolarınız, kara kampanyalarınız, iftira ve tahriklerinizdir\’\’ söyledi.

Başbakan Erdoğan, TBMM Genel Kurulu\’nda, 2010 Yılı Merkezi idare Bütçesi Kanun Tasarısı\’nın tümü üzerindeki eleştirilere cevap verdi.

Cuma günü faiz oranının yüzde 9,1 olarak gerçekleştiğini, reel faizin yüzde 2,5 olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, \’\'Evet, bu oran, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülen en düşük orandır, fakat, aleni aleni ifade ediyorum; hala yeterli değildir\’\’ diye konuştu.

Başbakan Erdoğan\’ın konuşmasının bu bölümünde Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin araya girerek, CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal\’ı \’\'Sayın Soysal, sürekli laf atıyorsunuz\’\’ diyerek uyardı.

Milli Birlik ve Kardeşlik sürecinin birçok hedefi olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

\’\'Dün ödenen yüksek faizlerin içinde terör belası önemli bir risk olarak yer alıyordu. Bugün de aynı şekilde terör, Türkiye\’nin riskleri hanesinde yazılıyor. Türkiye, terör belasından kurtulduğu anda Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde de çok ciddi bir sıçramanın olacağı aleni ve net ortadadır. Muhalefetin, Milli Birlik ve Kardeşlik Sürecini desteklememesi, hatta karşısında durması işte bu açıdan da son derece önemlidir.

Düşünün, Milli Birlik ve Kardeşlik süreci… İnsan bu kavrama bile saygı duyar, saygı. Bak bu kavramı duyduğunuz vakit hopluyorsunuz. Kitabınızda kardeşlik yok, ne yapayım? Birlik yok, beraberlik yok, ne yapayım?

2000 ve 2001 krizlerinde bu millete çok ağır bedeller ödetenler, milletin kaynaklarını çar çur edenler, elbette bu boyutu düşünemezler, elbette bu kavramlarla bütünleşemezler. O gün Merkez Bankasının içini boşaltanlar, bugün elbette Türkiye\’nin risk primini, Türkiye\’nin kardeşliğini, huzurunu dert edinemezler. O gün Türkiye\’nin işçisini, memurunu, hatta esnafını mağdur edenler, bugün elbette Türkiye\’nin geleceğine ilişkin plan, proje ve umut taşımazlar. O gün IMF kapısında borç almak için dizi bekleyip, Türkiye\’nin borcunu daha da artıranlar, bugün geldiğimiz noktayı anlayamazlar. Ama biz bunları dert ediniyoruz. Biz, Türkiye\’nin geleceğini düşünüyoruz. Biz, Türkiye\’ye ilişkin, geleceğe ilişkin kocaman umutlar taşıyoruz. İşte onun için inadına kardeşlik, inadına demokrasi, inadına Milli Birlik ve beraberlik diyoruz.\’\’

\’\'HAKİKATEN BEN DE ŞAŞIRDIM\’\’

Stalin\’in \’\'bir kişinin olumu trajik, bir milyon kişinin ölümü istatistiktir\’\’ sözlerini anımsatan Başbakan Erdoğan, muhalefetten gelen tepkilere \’\'Şaşırdın değil mi? gerçekten ben de şaşırdım\’\’ söyledi.

Başbakan Erdoğan, \’\'Evet 40 bin kişi hayatını kaybetti dediğimiz vakit belki yeteri kadar vurucu olmuyor ama ben haftalardır, aylardır, yıllardır, partimizi kurduğumuz andan beri diyorum ki, sizin hiç oğlunuz, yavrunuz öldü mü? Sizin hiç babanız, kardeşiniz öldü mü? Siz kendinizi hiçbir şehit annesinin, bir şehit babasının, evladını yitirmiş bir ananın yerine koydunuz mu? Dersim\’i bir istatistik gösterge olarak görenler, kronolojide bir tümce olarak görenler, gündelik ifadelerle aşağılayanlar, kendinizi hiç Dersimli bir ananın, babanın, evladın yerine koydunuz mu?\’\’ diye sordu.

\’\'Her ölüm erken ölümdür. Hele gençlerin ölümü, tahammül edilemeyecek, kendi haline bırakılamayacak, görmezden gelinemeyecek kadar acıdır, trajiktir\’\’ diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

\’\'Bunun bu şekilde bunun gibi sürüp gitmesine bizim tahammülümüz yok. Biz, ne ekonomiye salt bir istatistik olarak bakıyoruz, ne güvenlik meselesini sadece bir istatistik olarak görüyoruz. Biz, sofranın diliyle konuşuyoruz. Biz, anaların diliyle konuşuyoruz. Biz, hesabi değiliz, biz hasbiyiz, samimiyiz. İşte onun için Demokratik Açılım süreci dedik, işte onun için Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci dedik. bunun gibi kocaman bir projede, bunun gibi anlamlı bir süreçte, istedik ki muhalefet de bizimle olsun, yanımızda olsun, yanımızda olmasa bile desteğini versin, katkısını versin, yapıcı eleştiride bulunsun.\’\’

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol\’un laf atmasına, \’\'Sayın Anadol biz senin geçmişinizi biliriz. Senin oradakilerden pek farkın yok. İyi biliriz seni, iyi\’\’ karşılığını veren Başbakan Erdoğan, \’\'Süreci sabote etmek, provoke etmek, tahrik etmek kime ne sağlar? Diyorlar ki \’ülkeyi geriyorsunuz, ülkeyi bölüyorsunuz.\’ Peki üç aydır attığımız bu adımlar neticesinde, hangi adım, açılım sürecinin hangi başlığı ülkeyi geriyor, ülkeyi bölüyor? Attığımız hangi adıma alternatif ürettiniz? Gerilim üreten, sizin hayali senaryolarınız, kara kampanyalarınız, iftira ve tahriklerinizdir\’\’ söyledi.

\’\'UMARIM YİNE BIRAKIP GİTMEZSİNİZ\’\’

\’\'Geldiğimiz noktada, sayın Baykal ve grubundan rica ediyorum. Kameraysa işte burada kamera var. Mikrofonsa burada mikrofon var. Geldiniz konuştunuz. Milletin izlemesini istiyorsa, millet zaten izliyor. Lütfen sonuna kadar dinleme tahammülünü gösterin, umarım yine buradan bırakıp gitmezsiniz\’\’ diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

\’\'1990\’da SHP raporu, 1996 CHP Tunceli raporu, 1999 CHP Doğu ve Güneydoğu raporu. Bunları hazırlardınız. Hatta 2008\’de de bir tane hazırladınız. lakin enteresan gelişmeler oluyor. Öyle ki baskılar, mesela son hazırlatılan bir rapor var. Bu hazırlatılan raporda, raporu hazırlayan arkadaşlardan bir tanesi milletvekili, bir tanesi Parti Meclisi üyesi ve o raporu daha sonra da \’kabul etmedik\’ diye açıklamalar yaptınız. Bütün bunları yaparken kimin eli kimin cebinde belli değil. Bunu yapan partinizin yetkili kurullarında olanlar. Siz konuşurken burada, herhangi bir arkadaşımızın herhangi bir yerde yaptığı ve daha sonra farklı bir izahat yapmak suretiyle \’ben bunun gibi söyledim, bunun gibi anlatıldı\’ dediği bir konuyu bile sizler farklı şekle hep tahvil ettiniz.

Sayın Baykal tereddüt etmeden bizi gafletle, delaletle, hıyanetle suçlayacağını biliyoruz. Ama kim söylüyor bunu; SHP\’nin Doğu ve Güneydoğu Raporu, yıl 1990; \’İster güvenlik güçlerimiz ve askerlerimiz olsun ister ona silah doğrultan kandırılmış gençler olsun, hepsi bizim çocuklarımızdır. Akmakta olan kan, kardeş kanıdır. Sizin değil mi? Askerle genç karşı karşıya geliyor, asker şehit ediliyor. Hala diyorsun ki…\’\’

Başbakan Erdoğan, itirazlar gelmesi üzerine Baykal\’a istinaden, \’\'Ben işime bakıyorum zaten işimi de gayet iyi biliyorum. Sana da görevini hatırlatıyorum, görevini\’\’ söyledi. Daha sonra rapordan bölümler okumaya devam Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

\’\'Terörle Mücadele Yasasının 8. maddesi, TCK\’nın 312. maddeleri kapsamında olup doğrudan teröre karışmamış tüm tutuklu ve hükümlüler için kısmi genel af çıkartılarak ülkede hoşgörü ve iç barış ortamına geçişin zemini yaratılmalıdır. Bu anlayışla Kürt kökenli yurttaşlarımızda dil, kültür, folklor ve kimliklerini koruma, geliştirme ve açıklayabilme, kendi ana dillerinde yazılı basın, radyo ve televizyon dahil her türlü medya aracılığıyla yayın yapabilme, özel okullarda kendi ana dillerinde eğitim yapabilme…\’\’

CHP sıralarından gelen itirazlar üzerine Başbakan Erdoğan, \’\'Nerede yok. Belge burada yanımda. Sonradan çıkartarak bunu yenilediniz. \’Kürt dil ve kültürü üzerinde araştırma yapacak enstitüler ve benzeri kurumların kurulabilmesi haklarına kavuşmalıdırlar.\’ Aç Tunceli raporunu orada da gör. Bunları biz söylemiyoruz. bu ifadelerin tamamı 1996 yılında hazırlanan CHP Tunceli raporunda var\’\’ söyledi.

Başbakan Erdoğan, okuduğu kitapçıkları genel kurula gösterdi. Başbakan Erdoğan, \’\'Bak bu da aynı şekilde… Herhangi bir arkadaşın yapmış olduğu açıklamayı o vakit niçin partinin bir yetkili kurumunun yapmış olduğu açıklamaymış gibi geliyorsun da burada konuşuyorsun? Hangi hakla? Ama ben sana kitapçığı gösteriyorum. Bunları sen gönderdin bana, sen\’\’ söyledi. Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

\’\'Öbürleri de aynı şekilde. 1999 CHP Doğu ve Güneydoğu raporu; \’Etnik duyarlılıkla demokratik çare çok kültürlü toplumların, çoğulcu demokrasinin vazgeçilemez koşuludur. Ulus devlet yapısı çoğulcu demokrasi ekseninde geliştirilmelidir.\’ Devam ediyor CHP demokratikleşme raporu; \’Devletin ırkı olmaz. Devlet tüm alt kimliklere, farklı etnik kesimlere eşit mesafede durmalıdır. Kürt kökenli yurttaşlarımız da dahil her etnik kökenden, her alt kimlik ve kültürlerden yurttaşımıza, isterlerse ortak resmi Cumhuriyet dilimiz olan Türkçe\’nin ekinde kendi ana dil, kültür ve folklorunu daha iyi öğrenme, koruma ve geliştirme olanakları, kendi alt kimlik, kültür, dil ve folklorunu koruma, geliştirebilme ve açıklayabilmede bağımsız olmaları, isteyenlerin kendi ana dillerinde Milli Eğitim Bakanlığı kuralları içinde özel eğitim görebilmeleri…\’\’

Başbakan Erdoğan, CHP sıralarından gelen itirazlara istinaden \’\'İşine geldiğinde \’evet\’, işine gelmediğinde \’bizde bu yok\’. Sayın Baykal\’ı bundan böyle iyi tanıdım, akşam ayrı, sabah ayrı\’\’ diye konuştu.

\’\'TERÖR CEPHESİ SİLAHINI BIRAKMADIĞI SÜRECE ASKERİMİZ DE POLİSİMİZ DE OPERASYONLARINA SON VERMEYECEK, VERMEZ\’\’

Başbakan Erdoğan, \’\'Eğer bugün Kandil\’e operasyon yapılabiliyorsa, bu iktidarımızın siyasi, diplomatik başarısıdır, 5 Kasım 2007\’nin başarısıdır. Terör cephesi silahını bırakmadığı sürece askerimiz de polisimiz de operasyonlarına son vermeyecek, vermez\’\’ söyledi.

TBMM Genel Kurulunda, 2010 yılı bütçesi üzerindeki eleştirilere cevap veren Başbakan Erdoğan, \’\'demokratik açılım\’\’ konusunda muhalefetin eleştirilerine değindi. DTP\’nin uç eleştirilerinin benzerini MHP\’nin yaptığını belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

\’\'DTP, PKK\’nın muhatap alınmamasını, PKK ile müzakere yapılmamasını eleştiriyor. MHP, PKK\’nın muhatap alındığını, PKK\’yla müzakere edildiğini söylüyor. DTP, PKK\’nın tasfiye edilmeye çalışıldığını; MHP, PKK\’nın meşrulaştırılmaya çalışıldığını söylüyor. O ayrı, bu ayrı, hangisi doğru? Bizim yaptığımız doğru. DTP, PKK ve DTP\’nin taleplerine sırt dönüldüğünü, ciddiye alınmadığını, devre dışı bırakıldığını; MHP, PKK ve DTP\’ye taviz verildiğini söylüyor. Hangisi doğru? İki tarafın söylemleri bile, Hükümetin gerçekte ne yaptığını ve ne yapmadığını ortaya koyduğu gibi, Hükümetin ne kadar isabetli bir kararla doğru yolda olduğunu da gösteriyor. Çok ilginçtir; DTP de dağa çıkmaktan bahsediyor, MHP de dağa çıkmaktan bahsediyor. Biz ise her vakit olduğu gibi sağduyunun, birliğin, beraberliğin, kardeşliğin sesiyiz. Hepinizi buraya, Parlamentoya siyaset yapmaya çağırıyorum. Farkımız bu…Çünkü sorunun çözümü konusunda tartışılma yeri Meclistir, demokrasidir, siyasettir.

Sayın Bahçeli dün, Ankara\’da partililerini topladı. 4 aydır yaptığı gibi, dün de bir kez daha bana, şahsıma, partime, Hükümetime en ağır ifadelerle, en ağır kavramlarla, kelimelerle hakaretler yağdırdı. Bunların hiçbirini üzerime almadığımı da ciddiye de almadığımı bir kez daha ifade etmek istiyorum. fakat, es kaza televizyonlarda bu konuşmaları gören, dinleyen çocuklarımızın ruh sağlığı noktasında endişe taşıyorum. Aziz milletimizden, anne ve babalardan çocuklarını Sayın Bahçeli konuşurken televizyondan ırak tutmalarını hassasiyetle rica ediyorum.\’\’

\’\'İHANETLE SUÇLAMAK SİZLERİN HADDİNE Mİ?\’\’

Başbakan Erdoğan, 20 Şubat 2001\’de 9 bankanın, \’\'mesai saatleri dışında Merkez Bankası\’ndan 4 milyar doları hortumladıklarını ve sadece bir günde 1 katrilyon 635 trilyon kazandıklarını\’\’ ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

\’\'Adeta Merkez Bankasına bir enjektör dayandı ve bu milletin kaynakları, kazançları, alın teri maalesef çekildi. O vakit tabii Sayın Bahçeli, Başbakan Yardımcısı idi, Hükümeti oluşturan koalisyonun ortağıydı. Hesap sordunuz mu, gereğini yaptınız mı? Allah aşkına, birilerini bölücülükle, ihanetle suçlama, sizlerin haddine mi? \’Bizim dönemimizde terör durdu\’ diyorsunuz. Amerika, terörist başını sizlere teslim etti. O vakit hangi yasa uygulamadaydı? Peki, İmralı\’ya kim yerleştirdi? Bütün gerçekler milletimin gözü önünde devam etti. Muhalefetin tamamına esleniyorum; \’Terörle mücadele edilmiyor\’ diyerek bu ülkenin askerine, polisine, jandarmasına, korucularına haksızlık, insafsızlık ediyorsunuz. Terörle mücadelede onların şevkini siz kırıyorsunuz? Ben her vakit askerime de güven teşkilatına da \’Ne ihtiyacınız varsa, bunu bize söyleyin, ne gereği varsa, ihtiyacınızda A\’den Z\’ye bunları yapmaya hazırız\’ demişimdir. Her vakit bize söylenen şudur, \’Ne istediysek aldık\’ olmuştur.

Eğer bugün Kandil\’e operasyon yapılabiliyorsa, bu iktidarımızın siyasi, diplomatik başarısıdır, 5 Kasım 2007\’nin başarısıdır. Acaba bizden önceki yönetimler içerisinde, özellikle bir önceki idare Ankara\’nın dışına çıkabildi mi? Ankara\’nın dışında hangi ülkeyle oturup da bu konuları görüşebildiler? Defalarca hudut ötesi harekat yapıldı, hala yapılıyor. Hala devam ediyor. Bu konuda kararlılığımız devam edecek. Ülkemizde aynı şekilde, terör cephesi silahını bırakmadığı sürece askerimiz de polisimiz de operasyonlarına son vermeyecek, vermez. \’\’

Başbakan Erdoğan, AK PARTi\’nin 81 ilin tamamında olduğunu belirterek, \’\'Siyasetçi olarak da varız. Ama siz 81 vilayetin kaçında varsınız? Bir hesap yapın, hesap… Sivas\’tan öteye gidebiliyor musunuz? Sizin gittiğiniz yerler belli… Biz 81 vilayetin 81\’inde varız. Askeriniz nerede, polisimiz nerede, AK PARTi de orada\’\’ söyledi.

\’\'KÜRT KARDEŞİMİZ BİLE DİYEMİYORSUNUZ\’\’

Başbakan Erdoğan, \’\'Siz, \’Kürt kardeşimiz\’ bile diyemiyorsunuz, \’Kürtçe konuşan kardeşimiz\’ diyemiyorsunuz. Allah\’ın Kürt olarak yarattığı bir insana. Kürt olduğunu söylemek bir lütuftur, bir zenginliktir. İnsanlar etnik yapı olarak doğuştan öyle doğar. Sonradan etnik kimlik kazanmazlar. Eğer bunu bilirseniz o vakit Türkiye\’de farklı etnik yapılara saygının da ne olduğunu öğrenirsiniz\’\’ diye konuştu. Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

\’\'Türkiyeli olmayı, bölücülük olarak nitelendiriyorsunuz, ihanet olarak niteliyorsunuz. Türkiyeliyim demek, Türkiyeli olduğunu söylemek, niçin ihanet oluyor? \’Türkiye halkı\’ ifadesini kullanan Atatürk de mi bölücüydü. Türk milleti demek, Türkiye halkı demektir. Türk milleti demek, Türkiyeli olmak demektir. Daha önce de ifade ettim, Gazi Mustafa Kemal bu konuyu en güzel şekilde ortaya koymuş. Öğreneceksin, öğreneceksin. Siz, ben bu kürsüden alt kimlik, üst kimlik beyanlarını yaptığımda çıldırdınız, \’alt kimlik, üst kimlik olmaz\’ dediniz. Daha sonra bunları kullanmaya başladınız. Bunları da öğreneceksiniz. Tutanaklarda hepsi var.\’\’

DTP\’NİN KAPATILMASI

Başbakan Erdoğan, Anayasa Mahkemesi\’nin, DTP ile ilgili kapatma kararına da değinerek, bu konuda \’\'AK PARTi\’nin duruşunun net olduğunu\’\’ belirtti. Başbakan Erdoğan, iki temel hassasiyet olduğunu dedi. Başbakan Erdoğan, \’\'Birincisi, biz parti kapatmaya karşıyız. Cezanın tüzel kişiliklere değil, kişilere verilmesi gerektiğini düşünüyoruz\’\’ söyledi.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

\’\'Halkın getirdiğini fakat halkın götürebileceğini vurguluyoruz. fakat şunu da görmemiz gerekiyor: Dünyanın en gelişmiş ülkesinde bile şiddete, teröre destek veren, övgüde bulunan, organik ilişkide olan siyasal yapılara izin verilmez. Çünkü terör, demokrasinin düşmanıdır. Terörün yedeğinde siyaset yapmak, demokratik bir mücadele değildir, olamaz. AK PARTi olarak her türlü aykırı fikrin, her türlü farklılığın siyaset ve demokrasi içinde tutulması gerektiğine, kendisini özgürce dile getirmesi gerektiğine inanıyoruz. fakat şiddet ve terörü açıkça reddedemeyen, hukuk düzenine uyum sağlayamayan, siyasetin ve demokrasinin hassasiyetlerini gözetemeyen siyasetçilerin sorumsuzlukları sebebiyle bir ülkenin zarar görmesini, bir ülkenin imajının zedelenmesini de doğru bulmayız. Biz, siyasi hayatımız boyunca sadece milletimizden direktif aldık, sadece milletimizin çizdiği rotada yürümeye, sadece halkımızın talep ve beklentilerini yerine getirmeye çalıştık. Tüm siyasi partilere de önerimiz, yüzlerini millete çevirmeleri, milletin sesine kulak vermeleri, milletin hassasiyetlerine dikkat etmeleridir.\’\’

\’\'STATÜKO DEVAM EDEMEZ, GENÇLER GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜME GÖNDERİLEMEZ. DAHA FAZLA OCAĞIN SÖNMESİNE, BEDELİN ÖDENMESİNE TAHAMMÜLÜMÜZ OLAMAZ\’\’

Başbakan Erdoğan, \’\’statükonun devam etmeyeceğini, gençlerin göz göre göre ölüme gönderilemeyeceğini, daha fazla ocağın sönmesine, bedelin ödenmesine tahammüllerinin olamayacağını belirterek, \’\'Biz bu meydanı teröre, terör yandaşlarına, terörün akıttığı kandan beslenenlere, vampirlere teslim etmeyeceğiz. İşte onun için inadına demokrasi, açılım, birlik kardeşlik diyoruz\’\’ söyledi.

Başbakan Erdoğan, \’\'Terör piyasasından nemalananların, bu süreci akamete uğratmak için ellerinden geleni yapacağını bilerek, ama bunlara boyun eğmemek üzere yola çıktık\’\’ söyledi.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

\’\'Statüko devam edemez, gençler göz göre göre ölüme gönderilemez. Daha fazla ocağın sönmesine, daha fazla bedelin ödenmesine tahammülümüz olamaz. Biz bu meydanı teröre, terör yandaşlarına, terörün akıttığı kandan beslenenlere, vampirlere teslim etmeyeceğiz. İşte onun için inadına demokrasi, açılım, birlik kardeşlik diyoruz ve gür bir sada ile bunu haykırıyoruz.

Gençlerin ve şehitlerimizin kanı üzerinden maddi ya da manevi rant devşirenler var. Biz, bu mücadeleye başlarken, tüm bu rantçıları, çıkar çevrelerini karşımıza alarak yola çıktık. Elbette kolay olmayacak. Hortumları kesilenler elbette duvar gibi bu sürecin karşısında duracaklar. Rantlarını yitirenler elbette her türlü tahrike, provokasyona başvuracaklar. Ama biz bunları kararlılıkla yok edip yolumuza devam edeceğiz.\’\’

\’\'26. SIRADAN 17. SIRAYA\’\’

Başbakan Erdoğan, 26. sırada devralınan Türk ekonomisinin 17. sıraya çıktığını ifade ederek, millete hizmet yolunda kararlı bir şekilde yola devam edildiğini dedi.

\’\'Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin üyesi olacak denildiğinde kimse buna inanmazken, Türkiye şu anda BM Güvenlik Konseyinin üyesi\’\’ diyen Başbakan Erdoğan, \’\'(Türkiye Medeniyetler İttifakı adında bir proje başlatacak) denseydi, buna kimse inanmazdı. Ama bugün biz, 100 ülkeyi aşkın üyenin bulunduğu, İspanya ile birlikte Medeniyetler İttifakına eşbaşkanlık yapıyoruz\’\’ söyledi.

\’\'AB ile müzakerelere başlanacak denilseydi… Sayın Baykal, uçu aleni gibi ifadeler kullandı… Sayın Baykal, AB\’nin üye sayısı şu anda 28 değil 27, onu da iyi takip edin\’\’ diyen Başbakan Erdoğan, 1959\’da Adnan Menderes\’le, 1963\’te de İsmet İnönü ile AB resmi sürecinin başladığını; MHP-DSP-ANAP iktidarında da 1999 Helsinki Zirvesiyle üyelikle ilgili başvurunun kabul edildiğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, iktidarları döneminde de müzakerelere ilişkin sürecin başladığını, AB sürecinde 11 faslın açıldığını, 1 faslın hem açıldığını hem de kapandığını ifade ederek, sürecin devam ettiğini dedi.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

\’\'Sürecin ucu aleni, kapalı… Bunlar önemli değil. Şu anda Hırvatistan için de aynı durum söz konusu. lakin biz Türkiye olarak, AB üyesi ülkelerle ilişkilerimizin ne noktada olduğunu pekiştirmek istiyoruz. AB bu noktada bizi oyalar veya farklı bir karar verebilir. Biz ne durumdayız? Bu önemli. Türkiye olarak, her vakit söylüyorum; Kopenhag siyasi kriterleri noktasında bizim Ankara siyasi kriterlerimiz var. Maastricht kriterleri noktasında bizim İstanbul ekonomik kriterlerimiz var. Bunlarla biz yapılanmalarımızı yaptık ve yolumuza devam ediyoruz.

Bunları sık sık anlatacağız ve vurgulayacağız. Çünkü anlattığımız halde anlamamakta direnenler var. Suriye, Ürdün ve Libya ile vize kalkacak, Kıbrıs\’ta somut adımlar atılacak dediğimiz vakit buna kimse inanmazdı. Buyurun, Suriye, Ürdün ve Libya ile karşılıklı olarak vizeleri kaldırdık. Şu anda aramızdaki dış ticaret hacmi süratle yükseliyor.\’\’

\’\'SİZİN GÖREVİNİZ DEĞİL MİYDİ?\’\’

Başbakan Erdoğan, Türkiye\’nin bölgesel meselelerde çok önemli bir yere geldiğini belirtti.

KKTC\’nin, gözlemci sıfatıyla İslam Konferansı Örgütünün üyesi olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, \’\'(Orhun Anıtlarını yaptık) diyoruz, kızıyor, sinirleniyor, (tabi ki yapacaksın) diyorlar. Peki Sayın Bahçeli, sizin göreviniz değil miydi? 3,5 sene iktidarda kaldınız, Başbakan Yardımcısıydınız, niye yapmadınız? Karakurum\’dan ta oraya kadar çöldü, 46 kilometrelik asfalt yolunu yaptık, niçin? Tarihimizi hatırlayalım diye. Buralardan oralara gidenler, gittiklerinde, \’bizim büyüklerimiz de bir şeyler yapmış\’ desinler. 3,5 yıllık iktidar döneminde vakıf eserlerine sahip çıkamadınız. Ne Osmanlının ne Selçuklunun ne cumhuriyetin eserlerine sahip çıkmadınız, çıkamadınız. Sizin göreviniz değil miydi?\’\’ diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, muhalefet sıralarından \’\'Akdamar…\’\’ lafı atılması üzerine, \’\'Onlar da şu anda bu ülkenin değeri durumundadır\’\’ söyledi.

Avrupa\’nın bir çok bölgesinde camiler ve mescitler bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, \’\’vakit geliyor o ülkelerin yönetimleri yaptırıyor, vakit geliyor biz yapıyoruz. Sizin devlet anlayışınız, uluslararası mantığınız, siyasetiniz yok, farkımız burada\’\’ diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Kazakistan, Türkmenistan, Moğolistan, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Kosova, Yunanistan, Filistin, Lübnan\’da Türk eserleri olduğunu dedi.

\’\'BAŞLADIĞIMIZ ANDAKİ KADAR HEYECAN VE COŞKU DOLUYUZ\’\’

Cesaretle, kararlılıkla, sağduyuyla sorunların üzerine gitmeye devam edeceklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, \’\'Vazgeçtiğimiz anda kaybeden Türkiye olur. Vazgeçmeyeceğiz. Türkiye\’nin kaybetmesine hiç bir zaman müsaade etmeyeceğiz. Son derece kararlıyız. Başladığımız andaki kadar heyecan ve coşku doluyuz\’\’ söyledi.

Başbakan Erdoğan, bugün tüm dünyanın, tarihin en kocaman ekonomik krizlerinden birini, 2. Dünya Savaşının ardından da en kocaman küresel ekonomik krizini yaşadığını ve yaşamaya devam ettiğini dedi.

Dünya ticaret hacminin, bu yıl yüzde 11,9 oranında küçüleceğinin tahmin edildiğini belirten Başbakan Erdoğan, krizle birlikte sadece Türkiye\’de değil, bütün dünyada işsizlikte bir artış yaşandığını dedi.

Başbakan Erdoğan, \’\'ABD\’yi, Japonya\’yı, İspanya\’yı, İtalya\’yı, Almanya\’yı hepsini görün. Doğru, bizde de bir artış var, biz geldiğimizde işsizlik 10,7 idi. Şu anda da maalesef 13,7-13,8. Onların anlattığı gibi çok kocaman bir konumda değiliz. Açarsınız kitapçığı, orada detaylı rakamlar var. Büyüme oranına ve işsizliğe baktığınız vakit ABD\’de de bu oranın çok daha fazla arttığını ve patladığını görürsünüz\’\’ diye konuştu.

CHP sıralarından laf atılması üzerine Başbakan Erdoğan, \’\'Aç bak, bizim dağıttığımıza bak\’\’ söyledi.

OECD ülkeleri arasındaki ortalama işsizlik artış oranının yüzde 39, Türkiye\’de ise yüzde 36 olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, dünyada şu anda, 1,2 milyar kişinin günlük harcamasının 1,25 doların altında olduğunu dedi. Başbakan Erdoğan, \’\'Bu rakam, dikkat ediniz, dünya nüfusunun yüzde 21,3\’\’ diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Türkiye\’nin yoksullukla mücadelede de başarılı bir grafik izlediğini belirterek, 2002\’de günlük harcaması 2,15 doların altında olanların oranı yüzde 3 iken, 2008\’de bu oranın binde 5\’e kadar düştüğünü kaydetti.

Küresel krizin başladığı andan itibaren hassasiyetle işin üzerine gittiklerini ve bundan sonra bu krize direnen en önemli ülkelerden birisi olacaklarını ifade eden Başbakan Erdoğan, \’\'Güçlü ekonomisiyle bölgesinin ve dünyanın ilgisini üzerinde toplayan bir Türkiye var\’\’ söyledi.

etiketler: